Kategori arşivi: Arzu Akay

A Separation 2011

A Separation Filmi

Çok özel ve de güzel bir iran filmiyle geldim bugün size.

Yine izlenilmesi gereken, verilen mesajlarıyla kendi hayatımıza dönüp bir daha şöyle bakmamıza vesile olacak bir filmdir kendisi.

Film küçük bir mahkeme salonunda süren boşanma davasıyla başlıyor.

Çiftimiz 14 yıllık evlilikten sonra ufak bir fikir ayrılığı sebebiyle boşanma yoluna sürüklenmişlerden.

Şöyle ki Simin (kadın) 11 yaşındaki kızının hem eğitimi hem de daha rahat şartlar altında büyümesi için yurt dışına göçmeyi istemekte, Nadir (koca) onlarla beraber yaşayan alzheimer hastası olan babasını en büyük gerekçe göstererek onunla birlikte gitmeyi reddetmektedir.

Bir türlü orta yol bulamayan bu çift artık durumu inada bindirir ve kadın evi terk eder.

Evi terk etmesi hasta olan babamıza bakacak kişinin eksikliğini de getirir ve Nadir bir bakıcı kadınla anlaşır.

Hergün küçük kızıyla dedeye göz kulak olup evdeki işleri halletmeye çalışan bu bayan, dedemizin altını pisletmesiyle işi yapmaktan vazgeçer fakat alternatif olarak eşim gelip sizde çalışabilir der de adamda iş şeyi yoktur. Derken kadın yine calışmaya devam edip birgün dedeyi yatağına kolundan bağlayıp evden yok olur. O gün de Nadir eve erken gelir ve babasını yataktan düşmüs kolu bağlı şekilde bulunca çıldırır.

Kadını evden ittirerek kovar, kadın merdivenden düşer ve meğersem hamile olan bu bayan bu şekilde 19 haftalık bebeğini kaybeder.

Sonrasında olaylar öylesine karışır ki, bir tek kadının evi terketmesiyle neler oldu be dedirtir seyirciye.

Tabiki de her olan takdir-i ilahi ve sebepsiz değil ama senarist ve yönetmen öyle işlemis ki olayları, dantel örer gibi. Sırayla birşeyler oluyor oluyor oluyor sonra olanları hiç acımadan bir çırpıda söküveriyor.

İşin içinde çocuklar ve yaşlılar oldu mu ben hiç dayanamıyorum, bu filmdeki dede de benim içimde bulundurduğum bütün merhamet taneciklerimi harekete geçirdi ve çok çok kötü oldum.

Şu haklıydı bu haksızdı demek de çok zor film boyunca, çünkü gerçekten hiçbir insan kusursuz degil. Mesela Nadir çok hayırlı bir evlat, düzgün bir insandı ama bir huysuzluğu ve inatçılığı vardı maalesef.

Bakıcı kadın dini konularda çok hassas olsa da, bazı konularda, korkmasından sebep, rahatlıkla yalan konuşabildi gibi gibi bir çok örnek daha söyleyebilirim ama bence siz filmi kendiniz izleyip kişileri birebir tanıyın. Eveeet İran filmleri, her türlü konuya müslümanca yaklaşan hassas filmlerdir, izlemekte daima fayda vardır.

Bu zibilyon tane ödül almış olan filmi de bence izleyin.

Kalbi Kırık 2008

Delshekaste 2008

Bu filmi azıcık kafam dağılsın diye izlemeye başladıydım.

Allah’ım ne kadar güzel bir aşk filmi izledim!

Siz de izlesenize.

Büyük aşklar kavgayla başlar konusuna İranlıca yaklaşılmış ve çok tatlı olmuş.

Filmimizde dindar, edepli ve ahlaklı bir oğlumuz var. Bir de çatlak ve daha böyle modern bir kızımız.

Aynı sınıfta olmalarından ötürü her gün birbirlerini görüp tahammül sınırlarını zorlamaktadır ikisi de. Neden? Çünkü düşünceleri farklı.

Çingenelik kızdaydi ama, hiç kibarlık, anlayış, hoşgörü bilmiyor maşallah. Gerçi kızın bazı hareketlerinde kendimi gördüm.

Neyse bu kavgalarından öğretmenlerine de gına gelmiştir. Bu duruma bir son vermek için hatırı kırılmayacak bir öğretmenin aklına bir fikir gelir. Sınıfa bir proje götürür. Tez hazırlanacak, çift kişi çift kişi.

Ama öğretmen kimi kiminle seçtiyse o kişi onunla calışacak. Bizim oğlanla kız da beraber calışmak zorunda kalır. Feryat figan etseler de öğretmeni caydıramayıp beraber calışmaya başlarlar. Ahhh sonra da ne güzel şeyler olur.

Telefonlu bir sahneye hayran kaldım. İzlediğim en güzel en romantik sahnelerden biriydi. Söylemiyorum heyecanı kaçmasın diye.

Tek hoşlaşmadığım oğlan çok dindar olduğundan kızla beraber yanlız kalıp ders calışmaya yanaşmadı haliyle ama sonra birden razı geliverdi. Keşke bunu başka şekilde çözselerdi. Fakat biyandan da gerçekçi geldi çünkü hepimiz insanız.

Maddi yaşanan aşk maneviyatla buluşunca ne güzel şeyler çıkıyormuş ortaya dedirten bu filmi ben kesinlikle tavsiye ediyorum.

Oyuncuların da rollerinde mükemmel olduklarını söylemeliyim.

Arzu Akay

Cennetin Rengi 1999

Karamsarlıkla dolduğumuz şu günlerde ileriye doğru umutla bakmak galiba yapılabilecek tek şey.

Her şeye karşı sabırlı olmak da dünyaya tahammül edebilmenin tek yolu.

Film izleyecek halde değiliz, ama bugün yıllar önce izlediğim bu filme tekrar rastlayınca birden kendimi izlerken buldum ve ne kadar tuhaf bir dünyada yaşadığımızı birkez daha anladım.

İmtihandayız ve herkesinki farklı farklı.

İranlı ünlü Yönetmen Mecid Mecidi bu filmde bizi öyle bir çocukla tanıştırıyor ki, gören görmeyenlerden olduğumuzu bize bir kez daha anlatıyor.

Cennetin Rengi Filminin Konusu:

Gözleri görmeyen küçük Muhammed annesiz kaldıktan sonra babası tarafından sadece körlerin gittiği yatılı bir okula gönderilir. Sadece yaz tatilinde köyüne ve orada yaşayan, kendisini çok çok seven ninesi ve iki tatli kız kardeşine kavuşur. Baba, oğlunun gözlerinin görmeyişinden utanır, hatta yeni bir evlilik yapmak ister ama Muhammed’in, yeni eşi için sorun olacağını bildiğinden ondan kurtulmayı bile düşünür. Rabbimin onunla ilgli planlarından bihaberdir tabi.

Küçük Muhammedin doğayla iletişimi şiir gibiydi adeta. Dünyanın renklerini göremeyen Muhammed, gören elleriyle Cennetin renklerini tanıyanlardan oldu. Basit kamera çekimleriyle mükemmel görüntüler elde edilmiş, belki de oyuncululukların kusursuz oluşunun da etkisi olmuştur.

Muhammed rolündeki Muhsin Ramazani’nin gerçek hayatta da gözleri görmüyormuş, umarım karakteri de filmdekiyle uyuşuyordur.

İran Sinemasının en iyilerinden olan bu film mutlaka izlenmeli. Hayata dair birçok şey öğreneceğiniz kesin.

Arzu Akay

İran Yetimhanesi

Böl, parçala, yönet! Tek bir kurşun dahi harcamadan!!!

İşte bu yöntem ingilizlerin sömürdüğü ülkelere uyguladığı metod.

İnsanları dost veya düşman olarak değil de, işime yarar işime yaramaz diye ikiye ayıran çıkarcı bir millet olan ingilizlerin İran’ı 1. Dünya savaşı esnasında nasıl kıtlığa, açlığa ve hastalığa iteleyip milyonlarca insanın ölümüne sebep oluduğunu bu filmde izleyip ibret alabilirsiniz.

Sadece Yetimhanede olanlar değil bütün halkın çektiği zulüm izleyiciye doğru bir şekilde aktarılmaya çalışılmış, zira tarih kitapları bu olanlardan pek bahsetmezmiş. Şaşırdık mı? Tabiki de hayır.

Yerimhanede olan bitenler tabi daha dramatikti. 🙁 Gözyaşlarımı Mirza Küçük Han’ın, yetimhanedeki çocukların saçları sıfıra vurulurken ağlarken görünce, kendi saçlarını da kazıtması sahnesinde tutamadım. Rabbim o hassasiyeti herkese versin.

Ben filmi sevmedim diyemem ama çok benlik olanlardan değildi. Tamamen geçmişe bir yolculuk yaptırıyor film. Hiçbir sahnesinde bunun eksikliğini hissetmiyosunuz, yani tamamen o dönemi yansıtıyor ama bana ağır geldi.

Yine de gerçekten ibret alıp, dostumuzu düşmanımızı bilmemiz açısından ve en önemlisi şu an sahip olduklarımıza tekrar şükür etmeyi hatırlamak için açıp izlemek gerekli.

Benden daha çok seveceğinizi düşünüyorum.

Bu filmi ve diğer İran filmlerini bizimle buluşturduğu için yeni kaynak sitesine de tekrar teşekkür etmek istiyorum.

İran Yetimhanesi filmini oradan izleyebilirsiniz.

Negar 2017

Negar 2017

Tap taze çevrilmiş bir iran filmi ile karşınızdayım.

5 yıldızından gördüğünüz üzere de filmi çok çok beğendim, o sebeple gidin bu filmi yeni kaynak sitesinden hemencecik izleyin derim.

Normalde izlediğim iran filmleriyle hiçbir alakası olmayan, hatta bu film hiç iran filmine benzemiyor dediğim filmlerle de bir benzerliği bulunmayan çok ilginç, heycanlı, aksiyonlu ve de bol gerilimli bir film.

Aksiyon sahneleri benim gibi abartılı Hint filmi döğüs sahnelerini sever ve profesyonel fighting sanatlarına aşina olan, korelilerin filmlerine dadanmış birisi için biraz çok fazla gerçekçi geldi ama olsun.

Alışmışım uçan yıkan adamlara. Neyse.

Negar Filminin Konusu

Mutlu ve de zengin bir ailenin kızıdır Negar.

Ama mutluluklarına babasının aniden intihar etmesiyle gölge düşer.

Polise göre intihar evet ama Negar’a göre değil, çünkü babasının intihar sebebini anlayıp bilmeden bu fikri değişmeyecektir.

Babasının gidişiyle birçok maddi sorunla da karşı karşıya kalan anne-kız 40 günü zor zahmet geçirir.

Sonrasında Negar tuhaf vizyonlar görmeye başlar.

Bu görüntüler onu babasının intihar sebebine adım adım götürebilecek midir yoksa Negar’a bir haller mi oluyordur???

İzleyip görün.

Filmin diyaloglarını çok çok beğendim. Böyle bir filmde bu kadar nazik ve de narin sözler, hareketler, his ifadeleri kullanılmış olması filmin kesinlikle iran yapımı olduğunun işareti.

Aynı konu başka bir millette çekilmiş olsa eminim ki bu kadar şiirsel şeyler ortaya çıkmazdı.

Yani ki Negar‘ı izleyin. Pişman olmazsınız, o kesin.

Künye 143

Künye 143

İzlemeye yüreğiniz dayanabilecekse buyurun izleyin.

Ülkemizin şu anki yaşadığı olaylara benzer bir durumu anlatan bu filmi hıçkırıklarla bitirdim.

Başı sürükleyici değil, biraz dayanmanız gerekiyor, ortalarda dram ağır basmaya başlıyor ve sona doğru hançerlenmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Anne olmak, hele ki vatani görevini yapan bir askerin annesi olmak ne demek bu filmi izledikten sonra daha iyi anlayabilirsiniz.

Anaların kıymetli kuzularına hiçbirşeyler olmasın.

Film 1980 sonrasındaki İran’ı anlatıyor.

Irakla olan, o neyi neden paylaşamadıkları bir türlü belli olmayan, kalleşçe dış güçlerle ortak olan Saddam’ın vebalini artırdığı savaş dönemini.

Annemiz var, Ülfet. Zor bela 2 çocuğunu yetiştirmesine rağmen mutlu bir hayatı vardır.

Oğlu gün gelip büyüyünce bir gün annesine bir mektup bırakır. Der ki “ben cepheye asker olarak gidiyorum”.

Anne üzülür sızlanır ama faydası yok, oğlan gitmiş.

Savaşın tam anlamıyla kızıştığı dönemde, oğlundan hiçbir haber alamayan anne, evdeki radyoyu beline bağlar ve oğlunun ismi o radyoda geçecek diye yıllarca bekler.

Devamını izleyin.

Savaş için herkes kötü der. Kimse “Ooo yaşasın! Savaş çıktı!” diye sevinmez pek ama bir yerlerde buna sevinen insanlar olmalı ki şu dünya yaşanılır bir hal maalesef alamadı.

Rabbim zulmedenlerden ve onların yanında olanlardan etmesin.

Filmi mutlaka izleyin, anlatamadığım birçok gerçeği çok güzel ifade etmiş.

Yeni Kaynak sitesinden izleyebilirsiniz.

Nefes

Belki insanı pür-dikkat ekran başına bağlayanlardan değil ama filmin sonuyla üzerinde uzun uzun düşündüren bir başyapıt Nefes filmi.

Tavsiye üzerine dün gece izledim ve çok sevdim.

Özellikle küçük kızın oyunculuğuna hayran kalınmayacak gibi değil.

Diğer İran filmlerine nazaran sonu çok açık ve de net biten bir film olmuş, öyley miydi böyle miydi demeyeceksiniz.

Nefes Filminin Konusu:

70li yıllardayız, 1975 üstü çünkü filmde boyuna Sholay filminin şarkıları geçiyordu.

Bahar 3 kardeşi, öz olmayan yaşlı bir babaannesi ve astım hastası olan babasıyla şehire çok uzak bir yerde yaşamaktadır.

Sebebiyse babasının hastalığıdır.

Bahar’ın en büyük hayali doktor olup babasını tedavi edebilmek, bir de televizyona gönderdiği resminin yayınlanması.

Bahar çok zeki, meraklı, hayal dünyası çok geniş, hafif de pasaklı olan bir kızdır.

Filmde bütün olayları Bahar’ın ağzından dinleyip onun gözleriyle izliyoruz.

Tertemiz, masum düşünceleri, üzüntü ve sevinçleriyle her konuya el atılmış.

Özellikle Saddam’ın insanlara neler yaptığını Bahar’ın ağzından dinlemek beni çok etkiledi.

O dönem İran’da çocuk olmak çok zor gibi görünse de Bahar’ın güzelliği filmi izlerken insana tebessüm ettiriyor.

Diğer karakterler de ilginçti;

Babaannenin ne olduğunu tam çözemedim.

Her fırsatta çocuk dövme merakını giderse de iş ciddiye binince çocuklar için canını verecek oluyordu, değisik insan.

Babayı sevdim, bundan daha iyi baba olabilecek olan biri va mıi bilemiyeceğim.

Benim kafadandı.

Yeh dosti dinleyip dinleyip çığırıyordu.

Hey gidi günler daha Amitabh siyonist olmazdan önceki zamanı anlattığından film, o sahneler şirin gelmişti.

Ayrıca bir sahnede Nergisler Mother India izliyolardı.

Neyse onu geçelim.

Çok duygulu, anlamlı, şirin anlatımlı, bütün acılara rağmen çok tatlı bir film Nefes.

İran filmi severler mutlaka izlemeli.

Zati bu saatten sonra ağırlığım bu filmlere yönelik olacak.

Madem film izliyoruz, bari izlerken kimseye kötülük etmeyelim.

Arzu Akay

Khoda Nazdik Ast

Khoda Nazdik Ast / Allah Yakındır 2006

“Başka bir Leyla’yı arıyorum, kimsenin benden alıp götüremeyeceği”

Vurdun, yıktın, yığdın geçirdin beni Ali Veziriyan.

Şimdiye kadar izlediğim en güzel İran filmlerinden biriydi. Neden bu kadar beklemişim , ertelemişim bilemiyorum. Siz de benim gibi aynı hata içindeyseniz yapmayın ve filmi mutlaka izleyin.

Bir garip Rıza bir Leyla’ya tutulur,
Deli gibi aşık olur ama masumca.

Leyla ulaşımı zor bir köye öğretmen olarak atanır. Herkesin pek ciddiye almadığı, akli hafif geri sayılıp deli diye anılanlardandır.

Elinde bir motoru ve bu motorla insan taşımacılığı yapar.

İşte bu vesileyle Leyla öğretmenle tanışır ve her gün onu evinden alıp okula , okuldan alıp evine götürür.

Ta ki her gün önünde Leyla’yı beklediği o kocaman mavi kapı açılmayıncaya kadar.

Tutulmak ne demektir ?

Tutulmak, en güzel olanı sevmek demek,
Yani aşk ateşini kalbinde yakmak demek,
Yani kalp gözü ve kulağının açılması demek.

İşte böyle tutulmuştur Rıza Leyla’sına.

Deliyken divaneye dönmüştür ama aşkı beşer öyle bir şeye vesile olmuştur ki Rabbim keşke hepimize nasip etse.

Öldüm öldüm öldüm.

Son sahne hele beni gömdü.

Yine yazarken bile ağlamaya devam ettiğim bir filmle karşı karşıyayım uzun zaman sonra.

İran filmleri az şeyle çok şey anlatan filmler biliyorsunuz , ama buradaki anlatılanlar beni o kadar etkiledi ki anlatamıyorum şu an.

Bu filmi izledikten sonra herkes aşkını bir gözden geçirecektir.

Ve sonra da eğer kullandıysa “ben aşık oldum” cümlesini ciddi ciddi , utanıp aşkın bizzat kendisinden özür dilemek isteyecektir.

Arka plan müziği, müthiş değerli diyalogları, okunan Kuran ayetleriyle sadece kalbime dokunmadı, avuçlarının içine aldı resmen.

Aşkı lafta yaşayanların pek anlayamayacağını düşündüğüm bu nadide eseri umarım sadece değerini bilecek olanlar izler.

Çok sevdim demek az kalıyor.

Yeni Kaynak sitesinden izleyebilirsiniz.

Elma ve Selma

Elma ve Selma 2011

Allah kuluna kafi değil midir?

İran filmlerine birazcık ara vermiştim, dün akşam bu arayı sonlandırmak amaçlı ismi komedi filmlerini andıran Elma ve Selma filmini izledim.

Bir elmaydı Ademi Selmayla buluşturan
Rabbim istedikten sonra neden olmasın

İran filmlerinin güzelliği nerede biliyor musunuz? Film bittikten sonra düşündürmesi ama farklı ve derin düşündürüyor.

Kendimi çok sorguladığım uykularımı kaçıracak kadar derinlere daldığım bir gece geçirdim.

Arada bunu yapmamız lazım ki kendimize gelelim.

Tasavvufun güzelliği, Allah’a bağlılığın mükafatı, hayatı kolayken nasıl zora çevirdiğimizi, insanlar üzerindeki haklarımızı anlatan çok güzel bir film.

Ama ben sanki bu filmi layıkıyla anlayamadım gibi hissettim, bilmiyorum neden.

İmam-ı Azam hazretlerinin babasının başından geçen elma hikayesini çoğunuz bilirsiniz.

İşte bu filmde o hikayenin biraz günümüze uyarlanmış şekli.

Birgün genç bir din öğrencisi köyünü ziyaret edip annesinin ona seçtiği kızla evlenmek üzere köyüne doğru yol alır.

Yolda başına gelen birkaç başka olaydan sonra bir bahçe görür.

Ve oradaki suyla abdest alıp namaz kılacekken suya bir elma düşer.

Elmayı alıp düşünmeden bir ısırık alır.

Ve hikaye orada başlar.

Düşünmeden aldığı o ısırık büyük bir vicdan azabına dönüşür.

Bu elmanın sahibi kim, helallik almalıyım diyerek başlar bahçenin sahibini aramaya.

Malum günümüzdeki insanlar oğlancağızın bu derdini pek anlamaz, alt tarafı bir elma nolacak ki, abartıyorsun gibi şeyler söylerler.

Ama neymiş:

“Ha bir elma yemişsin, ha bir bahçe. Ya da tüm dünyayı: HARAM haramdır!!!

Haram hep az ile başlayıp çok ile bitermiş.”

İşte gencimiz de bunun farkında olduğundan helallik almanın ne kadar önemli olduğunu kavramıştır.

Tamamen teslimiyeti anlatan bu filmin benim için en etkili sahneleri yol kenarında satıcılık yapan amcanın halleri ve sözleri olmuştu. Çok duygulanıp ağladım.

Aynı ayetle başlayıp yine ayetle biten bu filmin yorumunu ben de sürekli pişmanlık duyacağı işleri bilinçsizce yapan insanoğluna en büyük müjdelerden biri olan bu ayetle bitireceğim!

Allah onların önce işledikleri en kötü suçları bile örtecek ve ettikleri iyiliklerin mükafatını daha güzel bir surette verecektir. Allah kuluna kafi değil midir?” Zümer 36

Kafisin Rabbim!

Arkadaşımın Evi Nerede?

Arkadaşımın Evi Nerede? 1987

Bugünlerde eğer vaktinizi film izlemekle geçirmek istiyosanız, tercihiniz şu film olsun.

Çünkü, sorumluluk hissetmenin, sevincin ve hüznün, güvenin en saf halini sadece çocuklarda görebiliyoruz.

Merak ediyorum, hepimiz bu masum çocukluk devresini geçirdiğimiz halde kimimiz nasıl oluyor da bütün güzellikleri hafızasından silip teröristleşebiliyor?

Filmin Konusu (alıntıdır)

“Sekiz yaşındaki Ahmet ödevini yapmaya oturduğunda yanlışlıkla sınıf arkadaşı Muhammed Rıza’nın da okul defterini aldığını fark eder. Muhammed’in ödevini art arda iki gün defteri yerine kağıda yapması yüzünden zaten öğretmeni tarafından azarlandığını ve bunun tekrarında okuldan atılmakla tehdit edildiğini bildiği için defteri geri vermesi gerektiğini düşünür. Ama arkadaşının nerede oturduğunu bilmemektedir. Buna rağmen öğleden sonrasını onun komşu köydeki evini aramakla geçirir.”

Hiç akla gelmeyecek muhteşem bir konu.. ve yine çok sessiz sakin ama büyük duyguları anlatan muhteşem bir İran filmi. Çocukların samimi tavırlarının yanı sıra filmde benim en çok ilgimi çeken ve gerçekten herkesin bir oturup düşünmesi gereken bir noktası da, çocuklarımızı ne kadar ciddiye alıyoruz? Ne kadar dinleyip onları ne kadar konuşturuyoruz?

Onları güzel yetiştirelim arkadaşlar, yoksa Allah muhafaza sadece kişisel olarak başımıza bela değil devletimize milletimize de vebal olurlar.

Filmi çok çok beğendiğimi belirtip, mutlaka izlemenizi tavsiye ediyor, Mecid Mecidi filmlerine nazaran sonu çok şükür açık bitmiyor diye de ekleyip bitiriyorum.