Elly Hakkında

‘Besser ein ende mit schrecken als ein schrecken ohne ende’

‘Acı bir son, sonsuz bir acıdan daha iyidir.’

Aslında film yukarıdaki bu cümleyi bir hikayeye dönüştürmüş ve bize anlatmak istiyor gibi.

Eğlenceli bir tatil yolculuğu ile açılıyor sahne, mutlu çiftler ve çocuklar, güzel bir arkadaşlık hikayesi anlatacak bize diye beklerken olaylar hiçte öyle gelişmiyor.

Filmin karakterleri günlük hayatta karşılaşabileceğimiz sıradan insanlar. Bu sıradan insanlar bir belirsizlik durumu ile karşı karşıya kalıyorlar. Ve belirsizliğin her şeyi bir anda nasıl da değiştirebileceğini tüm gerçekliği ile gösteriyor film. Karakterlerin bu durum sonrası değişimleri, birbirini suçlama ve kavga sahneleri ile çok iyi yansıtılmış.

Hayatın iki büyük dersini izliyoruz bu filmde;

İnsanın gerçek karakteri her şey yolundayken değil bir belirsizlik durumunda ortaya çıkıyor.

Aslında tanıdığımızı sandığımız hiç kimseyi tam olarak tanıyamıyoruz.

Ve bence Elly Hakkında filmi “insanın önce kendi menfaatini düşündüğü” gerçeği ile son buluyor.

MaFiHayal

Cennetin Çocukları

Açılış Sahnesi :

Bir ayakkabı tamircisi, bir çift kurdelalı pembe ayakkabıyı tamir ediyor. Bir erkek çocuk tamirciye teşekkür ederek ayakkabıların ücretini ödüyor ve koşarak oradan ayrılıyor. Bir manava uğruyor, ayakkabı poşetini meyve kasalarının arasına koyuyor ve patates seçmeye başlıyor. Manavın ücretini ödeyip oradan ayrılacakken ayakkabı poşetinin yerinde olmadığını fark ediyor. Kaybolan bu pembe ayakkabılar bizi iki küçük kardeşin tertemiz hikayesine davet ediyor. Ali ve Zehra’nın…

Pembe ayakkabıların yolculuğu bu çocukların yolculuğuna dönüşüyor. Hayatın zorlukları ile mücadele eden bir ailenin yaşları küçük ruhları çoktan büyümüş iki çocuğu onlar. Cennetin Çocukları filmi ile biz Ali ve Zehra’nın küçük dünyalarına misafir oluyoruz.

Bu pembe ayakkabılardan başka ayakkabısı olmayan küçük Zehra’nın hüznü, Ali’nin suçluluk duygusuyla iyice ağırlaşan omuzları… Hayat bu iki küçük yürek için ne kadar zor, yoksulluk ise ne kadar derin olabilir?

Masum, sıcacık, huzur dolu bir hikaye en çokta “Gerçek”…

MaFiHayal

Elma ve Selma

Allah’ın adıyla.

Elma ve Selma

Yaklaşık 80 dk’lık 2011 İran yapımı bir film kendisi. Her şey bir elmanın Sadık adlı bir din öğrencisinin yanına düşmesiyle başlıyor. Devamına girmiyorum, heyecanı kaçmasın. Filmin bir çok yerinden kısa kısa dersler çıkarabileceğimiz kesitler var, bence heybemizi iyice doldurabiliriz. İzlemek isteyenler için film pek uzun olmadığı için elinizi çabuk tutun derim. Sonra da aşağıya yorum yazın, beraber tahlil yapalım. Çünkü herkes farklı farklı noktalara dikkat ediyor, bu da bize yarar sağlayacaktır. Bakalım neler çıkacak?

Özellikle İslamiyetin yeme içme konusunda helal ve haram kavramları üzerine düşünmemizi sağlıyor. Belki de yeyip içtiklerimizin helal ve haramlığını düşünmenin, nedeni sorgulamanın zamanı gelmiştir, ne dersiniz?

Selametle, dua ile…

Bendehane

The Color of Paradise – Cennetin Rengi (1999)

Filmin orijinal adı Rang-e Khoda, İran yapımı bir film. Daha önce hiç İran filmi izlemeyenlere ilk önce izlemesini önerdiğim bir film. Filmi anlatmadan önce İran Sinemasından biraz bahsedeceğim. Her ülkenin genel bir bakış açısı vardır, milletini yansıtan. İstisnaları da kaide dışına alırsak genelde Türkiye’de komedi baskın kalır. Diğer dallarda da yapılan filmler var ama ilk akla gelen nedense komedi ya da aksiyon oluyor. Genelde önerilen filmlerde böyle burada. Biraz farklılık katalım istedim.

İran sineması başarısını dram dalında kusursuz kanıtlıyor, beni hayran bırakan yanıdır belki de. Çok doğal, etrafınızdan birinin hayatını izliyormuş gibi bakar buluyorum kendimi. Ardından izleyicisini boş göndermiyor, gösterişten uzak kalıp bir anda hayatın anlamı üzerine düşüncelere götürüyor. İran Sineması’nda Majid Majidi’nin yeri apayrıdır. İzlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Cennetin Rengi, görme engelli bir çocuğun, Muhammed’in sadece dokunma ve duyma hislerini kullanarak dünyayı ve çevresini anlama çabasını konu edinmektedir. Muhammed’in annesi hayatta değildir. Babası ve iki kız kardeşi ve birde çok sevdiği babaannesi şehre uzak bir köyde yaşamaktadırlar. Muhammed şehirde okula devam etmektedir. Fakat yaz dönemi geldiği için okul kapanır ve Muhammed köye babasının yanına dönmek durumunda kalır.

Babası yeni bir eş adayı ile evlenmeyi düşünmektedir fakat görme engelli Muhammed’in bu evlilikte sorun olacağını düşünür ve onu köye getirmek istemez. Dram türündeki İran yapımı bu film baba -evlat ilişkilerini, görme engelli bir çocuğun hayatın anlamını, Allah’ı anlama çabasının yoğun duygular içinde işlemektedir.

Vicdanınızı hatırladınız dimi… Vicdanınızdan uzakta yaşamamanız dileğiyle…

Carmita, Film-Önerileri

Bulutlarda Bir Ev

Bulutlarda Bir Ev – 2014 – İran Filmi

O kadar huzur dolu bir film ki, dünyanın bütün stresinden çok uzakta bırakıyor sizi ama bir o kadar da gerçek bi hikayesi var.

Kötülüğün saf iyilikle buluştuğunda neler olduğunun en net şekli bu filmde.

Filmin Konusu: İki arkadaşımız var filmde. İşleri oğulları cepheye gitmiş olan aileleri tespit etmek ve onlara “oğlunuzun cepheden arkadaşlarıyız, iznimiz vardı birkaç günlüğüne buradaydık. Emanetiniz varmış, onu almaya geldik” diyerek masum insanları dolandırmak.

Ne kadar şerefsizce! Değil mi?

Böylesine haysiyetsiz bu insanlar, birgün minik Meryemlerin kapısını çalar ve hayatları Meryem ve onun ninesi sayesinde değişir.

Açık hava tiyatrosu tadında, sakin ama çok çok duygu yüklü olan bu filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

Arada yutkunmakta zorlanacaksınız belki ama dünyada böyle güzel insanların yaşaması ihtimali bile sizi mutlu edecek.

İslamiyet diyorum, yaşandı mı insana ne güzel meziyetler yüklüyor.

Masumiyet diyorum, azıcık vicdan sahibi insanları ne kadar olumlu etkiliyor.

Keşke hepimiz bu filmdeki nine gibi zarif, düşünceli ve de güzel niyetli olabilsek (torununu o adamlarla bir başına bırakarak biraz fazla iyi niyetli davrandı ama neyse).

Tekrar ediyorum Bulutlarda Bir Ev filmini mutlaka izleyin.

Yiğitlerin yetiştiği evler, evet işte onlar bulutların kenarında.

Arzu Akay

Davul Bile Dengi Dengine Çalar

Komedi süsü verilmiş gerçek bir film diyebileceğimiz bir filmdi Davul Dengi Dengine. Ali Hazayfer’in yazıp yönettiği Davul Bile Dengi Dengine Çalar filmi için kurgusu aşırı orijinaldi, bambaşkaydı diyemem fakat fark ettim ki İran filmlerinin asıl amacı özgünlük değil, doğru yorumu katmak.

Öyle akıcı bir filmdi ki iki farklı olayın birbirine bağlanması gayet akıcıydı fakat bir süre sonra hafif sıkar gibi oluyor. Buna sebep olanın gereksiz birkaç detayın verilmesi olarak görüyorum ama inanın sonunu merak ettiğim için bırakmak aklımın ucundan dahi geçmedi.

Filmde öyle güzel bir aşk kavramı var ki Türk dizi ve filmlerinde gördüğümüz o tutkulu aşklar, yaşı tutmamasına rağmen yaşanan ağır cinselliklerden uzak. Asude, naif bir aşkı anlatırken bence oyuncuların yeteneği kadar dekor ve kostümler de önemli. Özellikle kadınların vücut hatlarını belli etmeyecek kadar bol ve koyu renkli İslami giysileri ile bana sade ama doyurucu gelen bir filmdi. Açıkçası aşırı tavan yapmış beklentilerle başlamadığım için kötü bulmadım fakat bomba bir filmdi de diyemem. Sadece sizi etkileyecek bir filmdi. İçindeki naif aşk, hırs doğallık zaten filme ısınmanızı sağlıyor. Erkeklerin dahi aşırı makyajla çekime çıktıkları filmlerin aksine kadınlar bile öylesine doğaldı ki sanki film izliyor gibi değil de mahallenizde geziyormuş gibi bir hissiyat veriyor.

Hiç beklenmedik anlarda araya sıkıştırılan espriler filme çok hoş bir hava katmıştı. Sosyal sınıf farklılıklarına rağmen gördüğümüz her karakterin bir mizah anlayışı olduğunu ve bu anlayışın da aslında konumlarına göre şekillendiğini göreceksiniz.

Karakterleri genel olarak sevsem de Kasım’ın yengesi Refet’i kız bulma konusundaki terbiyesizliği ve açgözlülüğü sebebiyle bir türlü sevemedim. Bana itici geldi ve karaktere istesem de ısınamadım. Yiğidi öldür hakkını yeme, karaktere ısınamasam da rolünü layıkıyla yerine getiren bir oyuncuydu.

Kasım ve Reyhane benim favorimdi, çok tatlı bulduğum için böyle düşünsem de aslında iki karakterin de nazik yapısı beni onlara çekti. Özellikle Kasım çok hoşuma giden bir karakterdi, gerek düşünce yapısı olsun, gerek davranışları olsun. Çok ince fikirli ve kibar bir karakterdi.

Filmde benim çok hoşuma giden birkaç söz vardı. Onları not ederken büyük bir zevk duydum. Sizin için de buraya bırakıyorum.

Ne güzel olurdu gerçekten insanlar ölünce kitap oluverselerdi. Hayatlarının kitabı olurlar sonsuza kadar yaşarlardı.

Annen seni seviyor, kardeşin seni seviyor, karın seni seviyor. Sen fakir değilsin.

Keyifle izleyeceğinizden emin olduğum Davul Dengi Dengine bir şeylere sıkıldığınızda, bunaldığınızda çerez olarak tabir edebileceğiniz bir komedi filmi olsa da bazı kısımlarda derin duygular vardı.

Hala izlemediyseniz kısa sürede izlemeniz dileğiyle!

Elif Yaman

Gülçehre

Yönetmenliğini Vahid Musaiyan’ın yaptığı Gülçehre filmi İran filmleri arasında oldukça sarsıcı ve gerçekçi bir film. Müthiş bir aşk, muazzam bir azmin kameraya aksedişi.

Filmin konusu da oldukça güzel. 2011 yapımı olsa da gerçekten oldukça iyi iş çıkarmışlar teknik anlamda. Aynı zamanda gerçek bir hikayeden alıntı olmasına rağmen bu kadar objektif bir yansıma olması da beni oldukça etkileyen bir noktaydı. İşin içine siyasi olgular girince ben az da olsa bir propaganda beklemiştim fakat aksine amaç sadece sanattı. Bu yüzden oldukça başarılı bulduğum bir çalışmaydı.

Konusuna gelecek olursak. Oldukça başarılı bir oyuncu olan Mesut Rayigan’ın canlandırdığı Eşref Han karakteri, neredeyse yadigar sayılabilecek bir aile mirası olan Gülçehre Sineması’nı yeniden faaliyete geçirmek için işe koyulur. İnsanların savaş psikolojisinde ilimsel açlık çekmesini istemeyen Eşref Han’ın karşısına Taliban engeli çıkmıştır. Taliban katı kuralları gerekçesiyle radyo, televizyon ve sinemaya karşıdır. Bunu önlemek için yoğun olarak kadınları hedef alan ağır cezalarla tehdit edip zaten savaş psikolojisi nedeniyle çökmüş olan halkı sindirmeye çalışmıştır. Filmin bir diğer ilgi çeken karakteri ise zarafetini oyunculuğuna yansıtan Ruhsare’dir. Eşref Han’a çok yardımı dokunan bir doktordur fakat Eşref Han’ın yaptığı bu toplumsal hareketin bedelini ödemesine ne yazık ki engel olamamıştır. Tabi Ruhsare’nin yaşadıkları beni Eşref Han’ın ölümünden daha çok duygulandırdı. Gülçehre kesinlikle oldukça duygusal bir filmdi.

Filmi izlerken size aşılanan azim, umut gibi duygular olsa da ön planda olan iki duygu vardı bence. Aşk ve öfke. Bir yandan Eşref Han ve Ruhsare beni duygulandırırken, diğer yandan yobaz zihniyetlerin dışa vurumu, yapılan haksızlıklar öfkelenmenize sebep oluyor.

Film sonunda kesinlikle vakit ayırıp izlemeye değer bir film olduğuna inanacaksınız. Gerek senaryo, gerek çekim olarak oldukça iyi bir çalışmaydı. Tarihi dram türünde sıkılma ihtimaliniz genelde yüksektir fakat film sizi içine içine çekiyor ve 108 dakikanın nasıl geçtiğini dahi anlamıyorsunuz. Film bittiğinde kendinizi ne ara sonuna geldiğinizi düşünürken bulmanız muhtemel.

Öyle ya da böyle, film sonunda vicdanınızı bir elin sıktığını hissedeceksiniz. Çünkü izlediklerimizin aslında ne kadar gerçekçi oluşuyla alakalı bir durum bu. İstemeden de olsa gözardı ettiğimiz bir durum, tabi bu durumda bazı olayları abartırken bazılarını pasifize etmeye yönelik çalışmalar yapan medya da oldukça etkili.

Uzun yıllar unutmayacağım ve çoğu detayıyla aklımda kalacak olan Gülçehre filmini eğer hala izlemediyseniz keyifle izlemenizi diliyorum. Yenikaynak.com‘a bizleri böyle güzel filmlerle buluşturduğu için en içten teşekkür dileklerimi sunmaktan gurur duyuyorum.

Elif Yaman

 

Deli Yüz

Deli Yüz filminde sosyal medya üzerinden tamamen öksüz ve yetimlerin bulunduğu bir grup oluşturulur. Bu gruptan üyeler buluşmaya karar verirler ve bir kafede buluşurlar. Aslında olaylar Piruz’un sandığı kadar masum gitmemektedir ve kendini ilginç bir yalan silsilesinde bulur. Bazı yalanlara kendi de dahil olup oynamak zorunda kalır.

Deli Yüz, şu ana kadar çok az İran filmi izlesem de izlediklerim arasında günümüz gençliğine en çok hitap eden filmdi. Sosyal yaşantı olarak da karakter olarak da kendime en yakın hissettiğim filmdi diyebilirim, adapte olmakta hiç zorluk çekmedim. Film dram kategorisinde gösterilse de genç yetişkin türüne daha çok uyduğunu düşünüyorum.

Karşımıza altı tane başrol çıkıyor. Piruz, Mesut, Gazel, Mandana, Şukufe ve Kaveh’di. Bu altı başrolün hepsinin hikayesi bölüm bölüm anlatılmıştı, hiçbiri hakkında kafanızda soru işareti kalmıyor. Ben en çok filmin bu yönünü sevdim çünkü bütün karakterlerin farklı yaşanmışlıkları, farklı hikayeleri var. Tıpkı şiirlerin zihniyetini yazarından, yazarın yaşadığı dönemden çıkardığımız gibi karakterlerin hal ve hareketlerini de anlamamız büyük oranda o karakteri tanımaktan geçiyor. Filmin tanıtımını okuduğumda çok ciddi bir beklenti oluşmuştu, izlediğimde ise beklediğimin çok üstünde bir sonuçla karşılaştım.

Oyun olarak adlandırılan bölümler birbirine ustaca bağlanmıştı. Her bölümün sonunda size başka bir karakteri anlatmış olsa da konu bütünlüğünü ve akıcılığı bozan rahatsız edici bir senaryo yazılmamıştı. Beni şoka uğratan kısım sonuydu çünkü çok farklı şeyler planlamıştım. İtiraf ediyorum, evli, mutlu, çocuklu klişesini bekledim. Kaveh ile Gazel, Mandana ile Piruz, Şukufe ile de Mesut evlenir sanmıştım. Filmin ortalarında hayaller bile kurmuştum fakat öyle bir sonla karşılaştım ki dumura uğradım. Far görmüş tavşan gibi kalakaldım. Tonlarca entrika dönüyor sırf bir kadının zenginliği için ve bu entrikaların sonu acı bitiyor, sanırım şu ana kadar izlediğim tüm filmlerle kıyaslarsam ilk ondadır.

Filmin tek bir anafikri olmadığını düşünüyorum, birçok ders çıkarılabilecek bir filmdi. Bu da çok hoşum gitse de filmin diğer bir hayran olduğum parçası kesinlikle başlangıç ve bitiş sahneleri. Piruz karakterinin dilinden duyduğum sözler sanki bir modern klasikten alıntı gibiydi. Bu kısımlara kelimenin tam anlamıyla vuruldum!

Elif Yaman

Anne İçin Bir Beşik

Anne İçin Bir Beşik adlı İran filminin tanıtımını sizin için buraya bırakıyorum.

“Nergis, Moskova Üniversitesi’nde Rus Edebiyatını bitirdikten sonra ülkesine döner. Şimdi ise Moskova Üniversitesi’nde yeni Müslüman olan gençlere İslam’ı anlatmak için tekrar Rusya’ya gitmesi gerekir…”

Tanıtımı okuyunca Rusya aşkımdan kaynaklı filme büyük bir sempati duydum ve başlamak için ertesi günü beklemedim, gecenin üçünde başladım. İyi ki de ertelememişim diyorum şu an, çünkü Anne İçin Bir Beşik filmi kesinlikle ertelenmemeli. İzlemek için bu kadar geciktiğime pişman oldum işin açığı.

Film, konu olarak çok mühim bir konuydu fakat işlenişi, senaryosu ve oyuncuları çok naif bir şekilde yansıtmıştı filmi. Filmi izlerken de, film bitince de içinizi kaplayan huzur tartışmasız büyük bir rahatlık veriyor. Ayrıca daha önce İran filmi izlememişseniz eğer, başlamak için oldukça ideal bir film. Üstelik 74 dakika gibi bir süreye bir sürü duygu sığdırıp, bütün duyguları hissetmek her yiğidin harcı değil diye düşünüyorum. Kesinlikle favori filmlerim arasına girdi.

Film belli bir kitleye hitap etse de herhangi bir cinsel içerik olmadığı için bilgiye susamış çocuklarımızı eğitirken kesinlikle anne ve baba rızası konusunda bu filmi izletmeliyiz diye düşünüyorum. Çünkü bizim Nergis’ten farkımız yok, biz de aynı durumlara düşebilecek birer kuldan başka bir şey değiliz. Temennimiz, Yaradan’ın kimsenin eline ayağına düşürmeden, hayırlı, acısız bir ölüm nasip etmesi.

Filmin teknik detaylarına gelecek olursak başrol Nergis Kaşifi (İlham Hamidi) kesinlikle muazzam bir oyuncuydu. Filmin ilk sahnelerinde gözlerinde gerçek bir mutluluğun ışığı parlıyordu, sonlarında ise o acıyı, elemi bize öyle net bir şekilde yansıtmıştı ki duygular konusunda kesinlikle karmaşa yaşamadım. Bu usta oyunculuğunu hem ailesinden gelen yeteneğe, hem de bu tür işlere 7 yaşında başlamış olmasına bağlıyorum.

Filmin başlarında oldukça başarılı ve edepli bir kız olarak gördüğümüz Nergis, gerçek hayatta başımıza gelse çok zarar kararlar vereceğimiz bir durumla karşı karşıya kaldı. Geleceği ve geleceği arasında kaldı fakat biri yaşamsal gelecek, diğeri ahiret geleceğiydi. Nergis’in bu zorlu süreçte nefsini yenmesi ve çevresel faktörlerin onu olumsuzluklara itmesini izlemek beni çok üzdü. İçimde bir taraf Nergis’in Rusya’ya gidip tebliğe uymasını istese de diğer taraf yaptığının doğru olduğunu söylüyor.

Filmin adıyla konusunu ilk başta anlamlandıramamıştım, acaba yanlış çeviriden kaynaklı mı diye şüpheye düşmüştüm fakat filmi sonuna kadar izlediğiniz de ismin tam da filme göre olduğuna karar vereceğinize eminim.

Bu filmi izleyerek nefsimin daha çok bilincine vardım, hiç değilse sadece kendimiz için izlememiz gereken bir filmdi.

Elif Yaman

Melekler Hep Birlikte İner

Senaryosunu yazan ve yönetmenliğini yapan Hamit Muhammedi’nin, Melekler Hep Birlikte İner filminin tanıtımı şu şekildedir: “Ahmet eşiyle birlikte sakin bir hayat süren genç bir molladır. Ancak eşinin hamileliğinden haberdar olunca hayatında yeni bir devir başlar. Ekonomik baskılar yüzünden farklı işlerde çalışması teklif edilir ve bu gerçek Ahmet’in hayatında değişikliklere sebep olur.”

Açıkçası tanıtımı okuduktan sonra bundan ne kadar kurgu çıkabilir ki diye düşünmedim dersem yalan olur. Konu bütünlüğü aslında basit gibi görünse de filmdeki detaylar, filmi basitlikten uzaklaştırmış. Filme özgünlük katan diğer bir şeyse, Ahmet karakterinin bilindik erkeklerden çok uzak olması. İmamlarla ve hocalarla dalga geçen Türk sinemasının aksine, Ahmet imtihanları ile boğuştu. Bu türde film izlememiş birinin başlangıç fitilini ateşleyecebileceği çok naif bir tasavvufi filmdi.

Popüler kültürün bize yansıttığı lüks hayatı yansıtmadığı için filmin çok tanınmaması beni üzdü. Film aslında o kadar gerçekçi ki çoğu yerde kendinizden bir şeyler görmeniz mümkün. Aile hayatı oldukça detaylı anlatılmış, kafanızda soru işareti bırakmamışlar. Tanıtımda ne okuyorsanız filmde de o vardı. Tanıtım, ne eksikti, ne de fazlaydı.

İran sinemasından ilk kez film izleyen biri olarak adapte olabilir miyim acaba diye düşündüm. Filmlerimi altyazılı izlerim genelde, bunu da aynen öyle izledim ve izlerken tereddüt duyduğum konunun aslında hiç de tereddüt edilmesi gereken bir konu olmadığını gördüm. Bazı kelimeler dilimizde aktif olarak kullandığımız kelimeler ile aynıydı, bu da bana kendimi evimde hissettirdi derler ya aynen öyle bir his verdi ve hızlıca adapte olmamı sağladı.

Ahmet karakteri için diğer erkeklerden farklı olduğunu söyledim. Bunu detaylandıracak olursak Ahmet bir molladır. Ahmet’in sakinliği ve kibar tavrını ben molla olmasıyla bağdaştırdım. Ayrıca günümüzde sürekli gündeme gelen kadın haklarına bu filmde çok özen gösterilmişti. Ahmet karısına ve çocuklarına öyle saygılı bir baba ki sesini yükseltiği için kızından özür bile diledi. Ayrıca, Ahmet mollalık yapsa da geçimini bunun üzerinden değil, anlının akıyla elektrik tesisatı döşeyerek sağlayan nadir insanlardan biri. Günümüzde insanlar en ufak bir şeyi paraya çevirmeye çalışırken Ahmet çıkarları gözetmeden Allah rızası için birçok insana yardım etmekten asla gocunmuyor.

Leyla karakterimize gelecek olursak, aslında film Ahmet’in üzerinden gitse de sonuçta Leyla, Ahmet’in karısıdır ve yer yer onu da gördük. Leyla fikir ve davranış olarak kocasına karşı çok ılımlıydı, ayrıca şirret kadınlardan değildi. Kolayca ısınabileceğiniz bir karakter olduğunu düşünüyorum. Leyla’yı tek onaylamadığım kısım, bir yerde kocasının arkasında durmadı. İzlediğinizde siz de anlayacaksınız ki Leyla’nın oradaki tavrı yanlıştı.

Film yaklaşık 80 dakika ve şunu söylemek istiyorum ki bu 80 dakikanın hiçbir kısmında sizi rahatsız edecek bir içerik yoktu. Oldukça akıcı bir olay örgüsüne sahip olduğu için sıkılacağınızı da düşünmüyorum.

Son olarak filmin adına başta anlam veremesem de izlediğiniz de aslında konuyla uyumunu sizler de anlayacaksınız. Konusu ve adı tam olarak tencere kapak hesabıydı.

Keyif olarak izlemeniz dileğiyle!

Elif Yaman

Yeni Kaynak'ın hazırladığı, İran filmleri üzerine kritiklerin yapıldığı açık blog..