İran Yetimhanesi

Böl, parçala, yönet! Tek bir kurşun dahi harcamadan!!!

İşte bu yöntem ingilizlerin sömürdüğü ülkelere uyguladığı metod.

İnsanları dost veya düşman olarak değil de, işime yarar işime yaramaz diye ikiye ayıran çıkarcı bir millet olan ingilizlerin İran’ı 1. Dünya savaşı esnasında nasıl kıtlığa, açlığa ve hastalığa iteleyip milyonlarca insanın ölümüne sebep oluduğunu bu filmde izleyip ibret alabilirsiniz.

Sadece Yetimhanede olanlar değil bütün halkın çektiği zulüm izleyiciye doğru bir şekilde aktarılmaya çalışılmış, zira tarih kitapları bu olanlardan pek bahsetmezmiş. Şaşırdık mı? Tabiki de hayır.

Yerimhanede olan bitenler tabi daha dramatikti. 🙁 Gözyaşlarımı Mirza Küçük Han’ın, yetimhanedeki çocukların saçları sıfıra vurulurken ağlarken görünce, kendi saçlarını da kazıtması sahnesinde tutamadım. Rabbim o hassasiyeti herkese versin.

Ben filmi sevmedim diyemem ama çok benlik olanlardan değildi. Tamamen geçmişe bir yolculuk yaptırıyor film. Hiçbir sahnesinde bunun eksikliğini hissetmiyosunuz, yani tamamen o dönemi yansıtıyor ama bana ağır geldi.

Yine de gerçekten ibret alıp, dostumuzu düşmanımızı bilmemiz açısından ve en önemlisi şu an sahip olduklarımıza tekrar şükür etmeyi hatırlamak için açıp izlemek gerekli.

Benden daha çok seveceğinizi düşünüyorum.

Bu filmi ve diğer İran filmlerini bizimle buluşturduğu için yeni kaynak sitesine de tekrar teşekkür etmek istiyorum.

İran Yetimhanesi filmini oradan izleyebilirsiniz.

Cennetin Rengi – (The Color Of Paradise)

Cennetin Rengi – (The Color Of Paradise) Film İncelemesi

Filmin Adı: The Color Of Paradise

Oyuncular: Hossein Mahjoob , Mohsen Ramezani, Salameh Feyzi

Yönetmen: Majid Majidi

Süre: 1 saat 30 dakika

Tür: Dram

Yıl: 1999

Ülke: İran İslam Cumhuriyeti

NEDEN İZLEYELİM?

Farklılıklarla dolu bir toplumda yaşamaya çalışıyoruz. Dili, dini, teni, gelenek ve görenekleri birbirinden değişik ama ortak özelliği insan olan bir evrende mücadele veriyoruz. Peki farklılığınız dininiz, teniniz, geleneğiniz değil de bedeninizde herkesin kusur olarak gördüğü bir şey olsaydı mücadeleniz nasıl olurdu? Muhammed, görme engelli olarak dünyaya gelmiş ve bununla olgunlukla savaşan bir çocuktur. Film, Muhammed’in görme engelliler okulunun tatile girip, babasının onu iki kız kardeşinin ve babaannesinin bulunduğu köye götürmeye gelmesiyle başlar ve Muhammed’in hayatındaki engellere engel olmaya çalışmasıyla devam eder.

Muhammed, günlük hayatta rastlayabilceğimiz, soyut ve kavramlarla düşünemeyen, mimiklerle kendini ifade edemeyen çocukların dokunarak ve işiterek nasıl hissettiklerini gösteren bir örnektir. Kız kardeşlerinin köy okulunda okuyup onun farklı bir okulda okuması, babasının arada kalışları, babaannesiyle arasındaki bağın kopması Muhammed’i zor yolcuğunda çaresiz bırakan sebeplerdir. Sabır ve inancın küçük bir çocukta bu denli fazla olduğunu gördükçe hayrete düşecek ve bitişindeki hüzün sizi umutlandıracak. İyi Seyirler 🙂

FİLMLE İLGİLİ ÖNEMLİ DETAYLAR

Filmde görme engelli Muhammed’i canlandıran Muhsin Ramazani gerçek hayatta da görme engelidir.

Filmin Farsça’daki adının Türkçe karşılığı Allah’ın Rengi’dir.

IMDB puanı 8.2’ dir.

1999 ylında Oscar’da “En İyi Yabancı Film Ödülü”ne aday gösterilen ilk İran filmi.

New York Times’tan Jami Bernard “İran sinemasından insanı yoğun bir duygu seline sevk eden bir başka müthiş cevher” olarak tanımlamıştır.

Tıpkı Muhammed’i canlandıran Muhsin Ramezani gibi babaanneyi canlandıran Salameh Feyzi de profesyonel oyuncu değil.

Psikolojik Danışman Zehra Özçakır, Rehberlik Servisi Sitesi

Negar 2017

Negar 2017

Tap taze çevrilmiş bir iran filmi ile karşınızdayım.

5 yıldızından gördüğünüz üzere de filmi çok çok beğendim, o sebeple gidin bu filmi yeni kaynak sitesinden hemencecik izleyin derim.

Normalde izlediğim iran filmleriyle hiçbir alakası olmayan, hatta bu film hiç iran filmine benzemiyor dediğim filmlerle de bir benzerliği bulunmayan çok ilginç, heycanlı, aksiyonlu ve de bol gerilimli bir film.

Aksiyon sahneleri benim gibi abartılı Hint filmi döğüs sahnelerini sever ve profesyonel fighting sanatlarına aşina olan, korelilerin filmlerine dadanmış birisi için biraz çok fazla gerçekçi geldi ama olsun.

Alışmışım uçan yıkan adamlara. Neyse.

Negar Filminin Konusu

Mutlu ve de zengin bir ailenin kızıdır Negar.

Ama mutluluklarına babasının aniden intihar etmesiyle gölge düşer.

Polise göre intihar evet ama Negar’a göre değil, çünkü babasının intihar sebebini anlayıp bilmeden bu fikri değişmeyecektir.

Babasının gidişiyle birçok maddi sorunla da karşı karşıya kalan anne-kız 40 günü zor zahmet geçirir.

Sonrasında Negar tuhaf vizyonlar görmeye başlar.

Bu görüntüler onu babasının intihar sebebine adım adım götürebilecek midir yoksa Negar’a bir haller mi oluyordur???

İzleyip görün.

Filmin diyaloglarını çok çok beğendim. Böyle bir filmde bu kadar nazik ve de narin sözler, hareketler, his ifadeleri kullanılmış olması filmin kesinlikle iran yapımı olduğunun işareti.

Aynı konu başka bir millette çekilmiş olsa eminim ki bu kadar şiirsel şeyler ortaya çıkmazdı.

Yani ki Negar‘ı izleyin. Pişman olmazsınız, o kesin.

Künye 143

Künye 143

İzlemeye yüreğiniz dayanabilecekse buyurun izleyin.

Ülkemizin şu anki yaşadığı olaylara benzer bir durumu anlatan bu filmi hıçkırıklarla bitirdim.

Başı sürükleyici değil, biraz dayanmanız gerekiyor, ortalarda dram ağır basmaya başlıyor ve sona doğru hançerlenmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Anne olmak, hele ki vatani görevini yapan bir askerin annesi olmak ne demek bu filmi izledikten sonra daha iyi anlayabilirsiniz.

Anaların kıymetli kuzularına hiçbirşeyler olmasın.

Film 1980 sonrasındaki İran’ı anlatıyor.

Irakla olan, o neyi neden paylaşamadıkları bir türlü belli olmayan, kalleşçe dış güçlerle ortak olan Saddam’ın vebalini artırdığı savaş dönemini.

Annemiz var, Ülfet. Zor bela 2 çocuğunu yetiştirmesine rağmen mutlu bir hayatı vardır.

Oğlu gün gelip büyüyünce bir gün annesine bir mektup bırakır. Der ki “ben cepheye asker olarak gidiyorum”.

Anne üzülür sızlanır ama faydası yok, oğlan gitmiş.

Savaşın tam anlamıyla kızıştığı dönemde, oğlundan hiçbir haber alamayan anne, evdeki radyoyu beline bağlar ve oğlunun ismi o radyoda geçecek diye yıllarca bekler.

Devamını izleyin.

Savaş için herkes kötü der. Kimse “Ooo yaşasın! Savaş çıktı!” diye sevinmez pek ama bir yerlerde buna sevinen insanlar olmalı ki şu dünya yaşanılır bir hal maalesef alamadı.

Rabbim zulmedenlerden ve onların yanında olanlardan etmesin.

Filmi mutlaka izleyin, anlatamadığım birçok gerçeği çok güzel ifade etmiş.

Yeni Kaynak sitesinden izleyebilirsiniz.

Nefes

Belki insanı pür-dikkat ekran başına bağlayanlardan değil ama filmin sonuyla üzerinde uzun uzun düşündüren bir başyapıt Nefes filmi.

Tavsiye üzerine dün gece izledim ve çok sevdim.

Özellikle küçük kızın oyunculuğuna hayran kalınmayacak gibi değil.

Diğer İran filmlerine nazaran sonu çok açık ve de net biten bir film olmuş, öyley miydi böyle miydi demeyeceksiniz.

Nefes Filminin Konusu:

70li yıllardayız, 1975 üstü çünkü filmde boyuna Sholay filminin şarkıları geçiyordu.

Bahar 3 kardeşi, öz olmayan yaşlı bir babaannesi ve astım hastası olan babasıyla şehire çok uzak bir yerde yaşamaktadır.

Sebebiyse babasının hastalığıdır.

Bahar’ın en büyük hayali doktor olup babasını tedavi edebilmek, bir de televizyona gönderdiği resminin yayınlanması.

Bahar çok zeki, meraklı, hayal dünyası çok geniş, hafif de pasaklı olan bir kızdır.

Filmde bütün olayları Bahar’ın ağzından dinleyip onun gözleriyle izliyoruz.

Tertemiz, masum düşünceleri, üzüntü ve sevinçleriyle her konuya el atılmış.

Özellikle Saddam’ın insanlara neler yaptığını Bahar’ın ağzından dinlemek beni çok etkiledi.

O dönem İran’da çocuk olmak çok zor gibi görünse de Bahar’ın güzelliği filmi izlerken insana tebessüm ettiriyor.

Diğer karakterler de ilginçti;

Babaannenin ne olduğunu tam çözemedim.

Her fırsatta çocuk dövme merakını giderse de iş ciddiye binince çocuklar için canını verecek oluyordu, değisik insan.

Babayı sevdim, bundan daha iyi baba olabilecek olan biri va mıi bilemiyeceğim.

Benim kafadandı.

Yeh dosti dinleyip dinleyip çığırıyordu.

Hey gidi günler daha Amitabh siyonist olmazdan önceki zamanı anlattığından film, o sahneler şirin gelmişti.

Ayrıca bir sahnede Nergisler Mother India izliyolardı.

Neyse onu geçelim.

Çok duygulu, anlamlı, şirin anlatımlı, bütün acılara rağmen çok tatlı bir film Nefes.

İran filmi severler mutlaka izlemeli.

Zati bu saatten sonra ağırlığım bu filmlere yönelik olacak.

Madem film izliyoruz, bari izlerken kimseye kötülük etmeyelim.

Arzu Akay

A Separation / Bir Ayrılık

Filmin Adı: A Separation (Bir Ayrılık)

Yapımı: 2011- İran İslam Cumhuriyeti

Tür: Dram

Süre: 123 Dak.

Yönetmen: Asghar Farhadi

Oyuncular: Leila Hatami , Peyman Moaadi , Sareh Bayat , Shahab Hosseini , Sarina Farhadi

IMDb: 8,4

2011 yılının en çok ses getiren filmlerinden olan, aynı zamanda da En İyi Yabancı Film dalında oscar kazanan A Separation, boşanmak üzere olan ama çocukların velayeti konusunda ikileme düşen bir çiftin öyküsünü anlatıyor. Simin, kocası Nader ve kızı Telmeh ile birlikte İran’ ı terk etmek istemektedir. Fakat Nader’ in alzheimer babasını terk etmeyi reddetmesi üzerine Simin boşanma davası açar ve dava mahkeme tarafından reddedilince Simin annesi ve babasının yanına yerleşir. Telmeh ise babasıyla kalmaya karar vermiştir. Nader babasına ve kızına bakması için hamile bir genç kadın tutar ama bu durum fazlasıyla soruna yol açacaktır. İran’da var olan sosyal yaşam, hukuk sistemi ve inanç konularında ciddi gözlemler yapabileceğiniz filmde; boşanma sürecinde ailenin yaşadıkları, alzheimer hastalığının belirtilerini, hastaların nasıl yaşam sürdüklerini ile ilgili bilgiler bulabileceksiniz.

Filmin İncelenmesi:

Nader (Payman Moaadi): Alzheimer hastası olan babasının bakımını üstlenen kişidir. Film boyunca kendisini vefalı, fedakâr ve özverili bir karakter olarak görüyoruz. Hayatında çok zor problemler yaşamış olsa da soğukkanlı bir karakterdir.

Simin (Leila Hatemi): Ülkedeki politik durumdan hoşnut olmayan ve bu ülkede ailesinin bir geleceği olmadığını düşünen biridir. Film boyunca kendisini haklı sebepleri olan karamsar bir anne rolünde izliyoruz.

Razieh (Sareh Bayat): Hayatında dini değerlerin ön plana çıktığı ve hayatını buna göre konumlandıran biridir. Çekingen bir karakter olduğu söylenebilir. Bu karakterde, İran’ın sosyo-politik yapısı neticesinde kadın-erkek ilişkisi gözlemleyebiliyoruz. Filmde daha çok kendisini, eşinin boyunduruğu altında kalmış bir karakter olarak izliyoruz. Razieh karakterinin film boyunca büyük sorunlar içinde kalmasına biraz bu durum yol açmıştır. Razieh büyük bir acı yaşamıştır. Film boyuncu kendisini hep sorunlar içinde görüyoruz.

Hodjad (Shahab Hosseini): Hakkını arayan ve savunan ama sinirlerini kontrol edemeyen oldukça fevri birisidir. Bu durum onun konuşmalarına ve davranışlarına çok kolaylıkla yansıdığı gözlemlenebilir. Eşinin kendisinden korktuğu ve çekindiğini görüyoruz. Filmde kendisini iletişim yönünden zayıf bir karakter olarak izliyoruz.

Termeh (Sarina Farhadi): Nader ve Simin’in kızı. Anne ve babasını bir arada tutmak için çabalayan birisidir ve bunun için çok fedakarlıklar yapmıştır ancak bu sürecinin kendisini oldukça yıprattığını görüyoruz. Çünkü iki yetişkin olan anne ve babasının boşanmasını engelleyebileceğini düşünmesi kendisine çok zarar vermiştir. Kısaca, Termeh karakterinde anne-babanın geçimsizliğinin çocuk üzerindeki etkilerini gözlemleyebileceksiniz.

Filmi genel açıdan yorumlarsak; adalet, vicdan, ahlak, erdem, inanç gibi insanoğlunun karanlık dehlizlerinde gezen, doğunun insanlarının sıradan hayatlarını, ikilemlerini, gurur-sevgi sevgi-adalet ve hayat-inanç arasında bocalamasını aktarmaya çalışan ve bunu yaparken tüm karakterlerin kendince haklı olduğu dram ve gerçeklikle yoğrulmuş bir film.

Ahmet YAŞAR, İnönü Üniversitesi

Psikolektif

Nigar

Nigar – 2017 – İran Filmi

Babasının şüpheli intiharı sonrasında Nigar, bir gün rüyasında babasını görür ve uyandığında elinde bulduğu çekle birlikte bu işin peşine düşer. Her gün gördüğü rüyalar sonucunda Nigar rüya ile gerçeği ayırt edemez hale gelir. Tüm bu yaşananlar, yıllardır gizli kalmış her şeyi açığa çıkaracaktır. Babası, kızını korumak için can vermiştir ve öldükten sonra da kızını korumaya devam etmektedir…

İran’ın zengin ailelerinden olan Feramerz ailesinin yaşadığı mutlu hayat, aile babası Veliyan’ın bir gün, hiç beklenmedik şekilde intihar etmesiyle birlikte bozulur. Kızı Nigar, darmadağın olan annesini toplamaya çalışırken bir yandan babasının intihar ettiğine bir türlü inanmaz. Babasının çalışma odasında uyuyakalan Nigar, rüyasında babasını görür ve uyandığında elinde Vahit Behtaş tarafından yazılmış bir çek bulur. Evlerinin ellerinden gitmemesi için bu çekteki paraya ihtiyacı olan Nigar, çekin sahibinin peşine düşer. Bu esnada, yıllardır babasıyla birlikte çalışan ve aile dostları olan Peyman’dan da yardım ister ve birlikte hareket ederler. Rüyalar günlerce devam eder. Nigar gerçek ile rüyayı birbirinden ayırt edemez hale gelir. Bir anda rüyadayken, ertesi gün aynı olayı yaşarken bulur kendini ve bunları da Peyman ile paylaşır.

Vahit Behtaş kötü bir adamdır ve parayı ödemeye yanaşmaz. Eli silahlı ve tehlikeli bu adamların ortasına tek başına giren Nigar, babasının öldürüldüğüne artık emindir. Gördüğü rüyalardan biliyordur ki eniştesi ve Peyman da bu işin içindedir. Ancak onların olayla olan bağlantısını çözmesi biraz zaman alır. Babasının son anında izlediği videoyu, babasının gözünden izleyene kadar Peyman’ın bu olaydaki rolünü anlayamaz.

Filmdeki kaçma kovalama ve dövüşme sahneleri oldukça gerçekçi olarak izleyiciye yansıtılmış. Senaryo kurgusu ise son anda şok etkisi yaratacak şekilde işlenmiş. İzleyicinin başta hiç şüphe etmediği Peyman karakterinin, tüm olanların sorumlusu olduğunun ortaya çıktığı sahnede Nigar’ın aldığı karar ve babasının intikamını doğru kişilerden almasıyla film son buluyor. Aksiyon, suç ve dram türlerini içinde barındıran Nigar filmi, saplantılı bir şekilde seven bir adamın, aşık olduğu kızın kendisinden başka sevdiği her şeyden nefret etmesi ve hepsini yok etmek istemesini alt metin olarak izleyiciye sunuyor.

Özgür Yol

Özgür Yol – 2012 – İran Filmi

Genç bir din adamı olan Salman, kısa bir süre sonra en yakın arkadaşı Murtaza’nın kız kardeşi Perisa ile dünya evine girecektir. Havza’da eğitim gören Salman, gelecekteki mesleğinin sorumluluğunun da bilincindedir. Ancak bir gün, hiç beklemediği bir olaya karışır. Murtaza’nın işlediği bir suçu bilen tek kişi olan Salman, bu yükün altında ezilir. Aklını mı dinlemelidir yoksa imanını mı? Aşkını kaybetmek uğruna doğruyu mu söylemelidir yoksa inkar mı etmelidir? Salman’ın bu konuyu uzun süre düşünmek istemesi işleri içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Havza’da eğitim gören Salman ile Murtaza’nın çok eskiye dayanan bir dostluğu vardır. Murtaza’nın kız kardeşi Perisa ile Salman’ın düğün hazırlıkları neredeyse tamamlanmıştır ve çok kısa bir süre sonra dünyaevine gireceklerdir. Her şey, Salman’ın Perisa’yı okuluna ziyarete gittiği bir gün değişir. Yollarını motorla kesen Said, Perisa’yla evlenmek istediğini söyler ve tehditler savurur. Bununla da sınırlı kalmaz ve yanında getirdiği kezzabı Perisa’ya doğru atar. Perisa’yı korumaya çalışan Salman’ın kolu hafif şekilde yanar. Perisa, bu olayı abisi Murtaza’dan saklamaları gerektiğini yoksa Murtaza’nın başını belaya sokacağını söyleyerek Salman’ı ikna eder. Ancak Murtaza olayı öğrenmiştir ve onu durdurmak mümkün değildir. Salman, arkadaşını yalnız bırakmamak için Said’le konuşacağı gün onunla birlikte gider. Murtaza, Said’in iş yerine gider. Oradan Salman’ı da alarak apar topar çıkan Murtaza, ertesi gün ortadan kaybolur. Salman, Said’in evinin önünden geçerken taziye çadırını görür ve orada her şeyi anlar. Bu andan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Murtaza ve Salman, bu olaydan sonra garip davranmaya başlarlar. Çevrelerindeki herkes onlardan şüphelenir. Salman, bu olayı polise ve Said’in ailesine bildirmeyi bir sorumluluk olarak görmekte ancak hem arkadaşını hem Perisa’yı hem de ailesini zor duruma sokmak da istememektedir. Ne yaparsa yapsın sonucunda üzülen ve sevinen insanlar olacaktır. Bu konuyu Havza’da eğitim gördüğü yerdeki arkadaşlarına ve oradaki hocasına da üstü kapalı şekilde açar ancak tatmin edici bir cevap alamaz. Çünkü cevap Salman’ın içindedir. Aklı ve imanı aynı şeyi mi söylüyor yoksa ayrı şeyleri yapmasını mı söylüyor bir türlü bunun yanıtını bulamaz. Kafasını dağıtmak için bir işe girer ancak bu da işe yaramaz. Fırsat buldukça Said’in ailesinin yanına gitmeye de başlar. Tekerlekli sandalyeye mahkum erkek kardeşine yardımcı olur, kız kardeşine ve annesine de elinden geldiğince yardım etmeye çalışır. Bu sırada Murtaza’nın tarafında da işler iyi gitmemektedir. Bu olayı Salman ve Perisa için yaptığını savunan Murtaza’nın vicdanı da hiç rahat değildir. En sonunda Murtaza bileklerini kesip intihara kalkışınca Perisa olan biteni anlar. Salman da Murtaza’nın intihara kalkışma olayından sonra yapması gereken doğru hareketi görür. Önce Said’in ailesine, ardından polise olan biteni anlatır. Vicdanı hâlâ rahat değildir, Said’in annesinden de af diler. Ardından hastaneye gider. Perisa’yla evlenemeyeceğini söyler.

Salman, vicdanının sesini dinlemiş ve bir cinayeti aydınlatmıştır. Bu karar, onun gelecekteki hayatını da etkileyecek bir karar olmuştur. Hayatı bir anda altüst olmuş gibi görünse de belki de Salman, yaşamak istemediği bir hayattan kurtulmuş ve özgür seçimleriyle yaşayabileceği bir hayata doğru yol almaya başlamıştır…

 

Hayal ile Gerçek Arasında Bir Kovalamaca; Nigar

Haya ile gerçeğin dünyasında bulundunuz mu? Kendi zihninizde kaybolduğunuzu hissettiniz mi? Kendi zihnimizin bile ihanet ettiği bir dünyada kime güvenebiliriz ki? Bazen hayal ile gerçeği ayırt edemeyecek noktalara gelebiliriz. Bu duruma gelmemizde yaşadıklarımız ve çevremiz etkili olabilir. Psikolojide buna şizofreni deniliyor. Şizofreniz, kişinin neyin gerçek neyin hayali olduğunu anlayamadığı bir zihinsel hastalık, bir psikozdur. Zaman zaman psikotik rahatsızlığı olanlar gerçekle ilişkilerini kaybederler. İran sinemasının son yıllarda aksiyon/gerilim dalında verdiği en önemli eserlerden birisi olan Nigar filminin başkarakteri -aynı zamanda filmin adı- tam da böyle bir durumdadır.

Hakikat nedir? Gerçek Nedir? Gerçek ile hakikat kavramları birbirinden farklıdır. Gerçek nesnel gerçekliği, hakikat ise bu nesnel gerçekliğin zihnimizdeki öznel yansısını dile getirir. Hakikat kavramını en iyi şekilde açıklayan diyalektik materyalist felsefedir. “Bahçemizde bir ağaç görürüz, bu nesnel gerçekliktir; bu ağaç bilincimizde yansır, bahçemizdeki ağaca uygun olarak doğru yansıdığı ölçüde hakikattir.”[1] Sigmund Freud, “Bir insanın yapabileceği en iyi şey kendine karşı tümüyle dürüst olmaya çalışmasıdır.”[2] der.

Nigar, bir gerçeği mi arıyor yoksa doğruları mı istiyor? İşte tam burada bir ikilem yaşıyoruz. Nigar, ne istiyor? Birçok sahneden sonra istediği şeyin kendi doğruları ışığında gerçekleri istediği oluyor. Aslında Nigar, kendisinin yönettiği ve psikolojik açıdan sığındığı bir liman olan kendi gerçekliklerinde babası ile her şeyden önce de kendisiyle hesaplaşıyor. Filmin başlarında uykuya daldığında babasıyla yaptığı konuşmada birbirlerini tekrar etmeleri ve gerçeklik algısının daha o noktada yıkılması bize çok şey anlatıyor.

Filmin birçok yerinde Nigar, kendi benliğinden ayrılarak olayları aydınlatacak kişilerin benliklerine bürünüyor. Örneğin annesinin yanına uzandığında kendisini babasının bedeninde hissediyor ve onun okuduğu kitabı okuyor.

Gerçeği Ararken Gerçeklikten Kopmak

Nigar’ın başına gelen tam olarak bu aslında. Gerçeklik algısı öyle bir yıkılıyor ki seyirci de bir süre sonra neyin gerçek neyin doğru olduğunu bir türlü kavrayamaz hale geliyor. Aslında bu seyirci açısından filmin içerisinde kalması adına iyi bir durum. Filmde kalıpları yıkan bir diğer unsur ise erkek başrol karakteri olan Peyman’ın mafya ile mücadelesinin altında yatan temel sebeplerin çıkar ilişkisinden çok başka olması.

Filmde kullanılan psikolojik öğelerin sadece şizofreni ile sınırlı kaldığını düşünürsek yanılmış oluruz. Nigar aynı zamanda bir uyurgezerdir. Yine filmin başına dönecek olursak uyuduğu ve babasıyla birbirlerini tekrar ettikleri sahnede babasının elinde gördüğü şeyi uyandığında kendi elinde bulur. Bu da onun uyurgezer olduğunu ve bilinçaltına yer eden bazı olayların açığa çıktığının göstergesi olarak karşımızda duruyor. Uyurgezerler düşük bilinç halinde olmalarına rağmen, yavaş dalga uykusu aşamasından kaynaklanan ve genellikle tam bir bilinç durumunda gerçekleştirdikleri faaliyetleri gerçekleştirirler.[3] Bütün bir film Nigar’ın psikolojisi ve savaşı üzerine kuruludur. Aslında farkında olmasa da aynı zamanda kendisi ile de savaşmaktadır.

Yönetmen Rambud Cevan, bizlere insan psikolojisinden yansımalar sunmaktadır. Neyin gerçek ne olmadığına bizlerin karar vermesi gerekiyor bir bakıma… Gerçekten yaşadığımız hayattı ne kadar tecrübe edebiliyoruz? Başta sormuştuk, kendi zihnimiz bile bize ihanet ederken kime, nasıl güvenebiliriz? Neden güvenmeliyiz? Yönetmen bizlere hayatın yanılsamalarını ve kendi düşüncelerimize göre yaşayabildiğimizi, kendi zihnimizde kaybolabildiğimizi, karanlık köşelerden kişiliğimizin bilmediğimiz yönlerini çıkarttığımızı gösteriyor. Gerçekten biz kimiz? Bizler ne düşünürsek onu görürüz.

Kaynakça
[1] Felsefe Terimleri Sözlüğü
[2] Sigmund Freud: Bir Yanılsamanın Geleceği”, İdea Yayınları, 2000, İstanbul, s. 23.
[3] Uyurgezerlik, WikiZero

Özkan Köprülü

İran Yetimhanesi

İran Yetimhanesi Filminin Konusu: İngilizlerin İran’ı işgalinden sonraki İran’ın durumunu Mırza Küçük Han’ın kızının gözünden işgal sonrası bir yetimhanede yaşanan sıkıntıları izliyoruz.

İngiltere hangi ülkenin sınırlarına adım atsa her zaman olduğu gibi sıkıntı, kıtlık, hastalık ve zulüm getirmiştir. Ama bu felaketleri hiçbir zaman haberlerde, tarih kitaplarında göremezsiniz. Çünkü onlar dünyaya karşı kirli yüzlerini göstermemek için hep maske kullanırlar.

İngilizler İran’a girdiğinde de durum değişmiyor. 9 milyon insan yiyecek ve ilaç bulamamaktan vebaya yakalanıp ölüyorlar.

Peki neden mi, yiyecek bulamıyorlar. Çünkü İngiliz yanlısı vatan hainleri ülkedeki bütün yiyecekleri toplayıp ambarlarda saklıyorlar sonrası karaborsa hesabı fahiş fiyattan satmak. Halkın elinde de para olmadığına göre açlıktan ve hastalıktan ölmeye mahkum bırakılıyor.

Bu film 2-3 aya bir tekrar izlenmeli bence, neden mi insanoğlu içinde bulunduğu rahatı, bolluğu tekrar tekrar görsün de dini, vatanı ve milleti için çalışsın diye.

Bu film ise;

İran’ın tarih kitaplarında bile yazmayan 1918 yıllarında yaşadığı zor zamanlarına götürür bizi. Mırza Küçük Han ve babasının Yetimhanesi ile tanıştırılırız. Bu yetimhane ki savaştan (savaş demek doğru olur mu bilmiyorum çünkü halkın İngilizlerle savaşacak silahı dahi yok kısacası zulümden) ailelerini kaybeden binlerce çocuğun kaldı yetimhane ki burada çocuklara kuran eğitimi gibi birçok eğitim verilip temel ihtiyaçları karşılanır.

Mırza Küçük Han savaş döneminde bu yetimler aç kalmasın vebadan ölmesin diye bütün varlığını canını, evladını dahi bu uğurda feda eder.

Mırza Küçük Han başta olmak üzere vatan için canını feda eden birçok insanın hayatından kısa bir kesittir bu film.

En Güzel Sahneler

**Yetimhanede ki çocukların yokluk ve hastalıktan dolayı yetimhane görevlileri tarafından saçlarının sıfıra vurulması üzerine , saçlarının kesilmesini istemeyen çocukların ağlamalarını duyan Mırza Küçük Han’ın da saçlarını sıfıra vurdurmasıydı.

Buradan çıkarılması gereken düşünce ise kısaca;

Bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız buna ilk kendinizden başlayın.

** Mırza Küçük Han tek kişilik ordu, mücahit ve zeki bir adam kendisi gibi oğlu da cengaver.

Oğlunun cengaverliğini ise şu sahnede en iyi şekilde anlıyoruz;

Vereme yakalanmış iki arkadaşı acil hastaneye götürülmesi gerekiyor ama onlara dokunulduğunda verem dokunan kişiye de de geçecek buna rağmen arkadaşlarını at arabasına bindirip hastahaneye götürüyor ki, hastahaneye geldiklerinde kendisi de veremden vefat ediyor.

** Mırza Küçük Han’nın amcasının oğlu Hüsam’ın sahnesiydi. Hüsam annesi İngiliz babası İngilizlerden farkı kalmamış İranlı gazetecidir. Hüsam böyle bir ailede büyümüş mücahit bir genç.

Hüsam İngiliz ordusunda savaş muhabirliği yaptığı sıralarda Mırza Küçük Han’a çocuklar için gerekli ilaç arabasının yerini söyleyerek istihbarat sağlıyor. Tabi bunun bedeli ağır oluyor ve işkence edilerek öldürülüyor.

İran’da veya zulüm gören başka bir ülkede. Mirza Küçük Han, karısı, oğlu, amcasının oğlu hüsam ve doktor amcası gibi 50 kişi daha olsaydı belki İngiliz zulmüne maruz kalınmazdı

Öyleyse cesur olmalı düşmandan korkmamalı ve vatan için yârdan evlattan dahi vazgeçilebilmeli.

Yeni Kaynak'ın hazırladığı, İran filmleri üzerine kritiklerin yapıldığı açık blog..