Kategori arşivi: Film Kritikleri

İran Filmleri Üzerine Eleştri ve Yorumlar

Heiran

Listemin burasına gelince biraz duygusallaşıyoruz tabi.

İranlı kız Mahi ile Afgan göçmen Heiran’ın aşkının öyküsünün işlendiği güzel bir aşk filmi “Heiran”.

Mahi henüz eğitimini tamamlamamış genç bir kızdır ve okula gidip gelirken Afgan işçi Heiran’a aşık olur. Heiran kızı babasından istemesine rağmen babası Mahi’yi ona vermez.

Onlarda kaçarak evlenir ancak film öyle bir sonla biter ki etkisi uzun zaman devam eder.

Özellikle de sizde…

Ali Altunkaya, Efendi Dergi

 

Cennetin Rengi

Cennetin Rengi – İran Filmi

Allah her yerdedir, onu hissedebilirsin…

Bu dokunaklı hikaye kör bir çocuk olan Muhammed’in çevresinde gelişir.

Yaz tatili geldiğinde Muhammed için Tahran’daki okulundan ayrılıp tatile çıkma zamanı gelmiştir. Sabırsızlıkla babasını bekler, böylece birlikte evlerine dönebileceklerdir. Ancak babası Muhammed’in kör olması nedeniyle oğlundan utanmaktadır ve bu nedenle de okula beklediğinden daha geç varır. Müdürden, oğlunu yaz boyunca bu okulda tutmalarını istese de başarılı olamaz ve oğlunu alıp eve dönmek zorunda kalır.

Bu dokunaklı ve çarpıcı yapıt İran’da yetişen en önemli yönetmenlerden biri olan ve benimde en çok takip ettiğim Majid Majidi imzalı.

Beni en iyi ağlatan filmlerden bir tanesi diyebilirim size…

Ali Altunkaya, Efendi Dergi

Cennetin Çocukları

Cennetin Çocukları filminde sizi Ali ve Zehra isimli iki kardeşin öyküsü bekliyor. Onlar karşılaştıkları sorunları aileleriyle paylaşmayıp kendileri çözmeye çalışıyorlar.

En büyük sorunları ise Zehra’nın kaybolan ayakkabılarıyla ilgili. Ali Zehra’nın ayakkabılarını kaybettiği için kendi ayakkabılarını kardeşiyle paylaşmak zorunda kalıyor, çünkü yeni bir çift ayakkabı alamayacak kadar yoksullar. İki kardeş günlerini tek bir çift ayakkabıyı paylaşarak geçirmeye çalışıyorlar, Zehra sabahları okula giderken giyiyor, öğleden sonra ise Ali.

Yine İran yapımı olan bu filmde, usta yönetmen Majid Majidi, yürek ısıtan, çocuksu bir masal havasında Ali ve Zehra’nın yaşantısında dolaştırıyor kamerasını. Ayrıca film 1999 yılı En İyi Yabancı Film Oscar’ının da sahibi…

Ali Altunkaya, Efendi Dergi

Altın ve Bakır

Altın ve Bakır – İran Filmi

Mevlana Celaleddin Rumi ’’Aşk ile acılar lezzete, bakır ise altına dönüşür’’ diyor ya; işte onun gibi ’’Aşkın değişim gücü’’nü anlatan şahane bir film yer buluyor kendine bu minik listemde.

Seyyid Rıza; eşinin Multipl Skleroz hastası olmasından sonra, nice zorluklarla edindiği ilmini hayata geçirmek zorundadır. Film, Tahran’daki günlük hayat ile, en derin ve temel islami öğretiyi, yani aşkı; Hafız-ı Şirazi ve Celaleddin Rumi’nin şiirsel diliyle birleştiriyor.

Ev işlerinde eşine yardım etmekten kaçınan, sırf ilim öğrenmek derdinde olan, toplumdan kopuk ve umursamaz bir din talebesinin; gönlünün derunundaki aşk sayesinde, fedakar ve cefakar bir babaya, toplumla iç içe bir halk adamına ve en önemlisi çok bilmiş bir alimden çok uygulayan bir abide dönüşmesi çok güzel işlenmiş.

Ali Altunkaya, Efendi Dergi

Deli Yüz – İran Filmi Eleştirisi

Birbirinden farklı ve çoğu zaman sıradışı yapıtlarla tanıdığımız İran sinemasının yeni ve etkileyici örneklerinden biri olan Deli Yüz (orijinal adıyla Rokhe Divaneh) çarpıcı senaryosu ve kendine hayran bırakan olay örgüsü ile İran sineması severleri bir kez daha haklı çıkaracak bir film niteliğinde…

11 Mart 2015’te vizyona giren Rokhe Divaneh’i Türkçeye Deli Yüz olarak çevirsek de film çevirisinin aslı “Deli Kale” olarak da çevrilebilir. Bu da filmin dayandığı temel fikre bir atıf yaparak insan hayatının bir satranç oyunuyla karşılaştırılması ve yeri geldiğinde bazı insanların satranç oyununda galibiyet için kendini feda eden bir kale gibi davranmasıdır.

Senaryosunu Abolhassan Davoodi ve Mohammad Reza Gohari’nin yazdığı filmin yönetmen koltuğunda da senaristlerden Abolhassan Davoodi oturmaktadır. Hem usta oyuncuları hem de genç yetenekleri bünyesinde barındıran zengin bir kadroya sahip olan Deli Yüz’de Mandana rolüne Tannaz Tabatabayi, Kaveh rolüne Saber Abar, Mesud rolüne Saed Soheili, Gazel rolüne Nazanin Bayati, Piruz rolüne Amir Jadidi, Şukufe rolüne ise Sahar Hashemi can vermektedir.

İran sinemasının usta oyuncularından Bijan Emkanian’ı Gazel’in babası Müştak Bey, Gohar Kheirandish’i ise Mandala’nın annesi olarak görmek de filmi zengin kılan detaylardandır.

Tüm çekimleri İran’ın başkenti Tahran’da yapılan Rokhe Divaneh, 6,9’luk iMDb notuyla şimdiden en çok beğenilen İran filmleri arasında girmiştir.

“Modern dünya” dediğimizde aklımızda oluşan kavramları bir düşünün. Sosyal medya, kısa süreli ve derinliksiz arkadaşlıklar, ahlakdışı heyecanlar ve bu heyecanlardan duyulan zevkler, zayıflamış aile ilişkileri, bağımlılıklar ve daha nicesi… Rokhe Divaneh, tüm bu kavramlara bakılması en zor olan pencerelerden birinden, İran’ın gözünden bakıyor…

Beklenmedik ve alışılmışın dışında bir kurgu, kaliteli bir alt metin ve sürprizlerle dolu bir olay örgüsü barındıran Rokhe Divaneh, Facebook üzerinde “Annesizler ve Babasızlar” , “Annesi Bırakıp Gidenler” , “Yalnız ve Kimsesizler” gibi kendilerini tanımlayan ve kendileri gibi olanlarla tanışmak amacıyla kurulan gruplarda tanışan ve düzenlenen gizli partilerde arkadaş olan gençlerin hikayesi…

Bu gruplardan birinde tanışarak samimi olan Mesud ve Piruz’un uyuşan fikirleri ve dünya düşünceleri onları daha da yakınlaştırır ve birlikte bir partiye giderler. Bu iki arkadaş, parti sonrası kendisi henüz küçükken annesinden ayrı düşen Gazel, Gazel’in çiçeği burnunda eşi Kaveh, ailesini trafik kazasında kaybetmiş Şukufe ve uyuşturucu bağımlısı Mandana ile geceyi devam ettirirler. Edilen sohbetlerden, yiyilen yemeklerden ve ısınan arkadaş ortamından sonra Mandana, macerasever ve alaycı yönüyle herkesi lüks bir evin önüne götürür ve burada Mesud’a reddetmesi mümkün olmayan bir teklifte bulunur. Teklif gayet açıktır: “Eğer cesursan bu eve gir ve içerideki tüm değerli eşyalara sahip ol. Korkma, bu bir arkadaşımın evi ve kendisi ailesiyle birlikte şuan tatilde, ev boş. Seçim senin.” Ayrıca Mesud eğer eve girerse, çıkışında sahip olduğu değerli eşyaların yanı sıra Mandala’nın telefonuna da sahip olacaktır. Gecenin başından beri gözlerini Mandala’dan alamayan Mesud, birden bire kendini karanlık evin merdivenlerinden yukarı çıkarken bulur.

İşte filmin kırılma anı da burasıdır. Eve orada bulunan kimsenin tanımadığı biri gelir. Mesud tüm aramalara ve ikazlara rağmen evi terk etmez, kısa bir süre sonra çıktığında ise üstü başı yırtık, terlemiş ve korkmuştur. Adamla karşılaşmış, boğuşmuş ve galiba öldürmüştür. Üstelik bunlarla kalmamış, telefonu da evde düşürmüştür…

Bu dakikadan itibaren her kafadan bir ses, her sesten bir fikir çıkar… Gerilen ortamda Mesud ve Piruz, kendilerinin hatalı olmadıklarını söyleyerek çekip giderler. Şukufe de geç olduğunu söyleyip taksiyle oradan ayrılır. Geride kalan Kaveh, Gazel ve Mandala’yı ise yeni bir sorun, polis kontrolü beklemektedir…

Aynı zamanda Mandala’nın Mesud tarafından içeride unutulan telefonu da bu olasu cinayetin failleri ve tanıkları arasında bir köprü görevi görecektir…

Filmin bu kısmından itibaren kendimizi filmin senaristlerinden de olan yönetmen Abolhassan Davoodi’nin büyülü dünyasında buluruz… Film, satrança benzer şekilde hamlelerle süregelen yedi oyuna ayrılır… Bu oyunların her biri olaya orada bulunan her farklı birinin gözünden oynanmaktadır. Bir gece yarısı talihsizliğiyle yolları kesişen bu insanlardan Gazel’in annesiyle neden ayrı kaldığını, Mandala’nın neden uyuşturucu bağımlısı olduğunu, Mesud ve Piruz’un iç dünyasını, Şukufe’nin şaşırtıcı hikayesini ve Kaveh’in bildiği sırların perde arkasını öğreniriz.

Ancak ne her şey öğrendiğimiz gibidir ne de final tahmin ettiğimiz gibi…

Rokhe Divaneh, eşine az rastlanır bir olay örgüsüyle birbirine bağlanmış bu çarpık hayatların dayandığı temel değerleri, modernitenin etkisinde kalan insanların hayatlarını yeniden kurma amaçlarını ve tüm bunların yanında menfaate, erdeme ve mertliğe dayanan insan ilişkilerini derinlemesine incelemekte, buradan çıkardığı fikirlerle de bize harika bir seyir zevki yaşatmaktadır…

Şimdiden iyi seyirler…

Candide

Rokhe Divaneh

2014 İran yapımı olan Deli Yüz, İran Sinemasında pek de eşi benzeri bulunamayacak cinsten sürükleyici bir film. Aslında filmimizi sadece dram kategorisinde değerlendirmek haksızlık olacaktır. Nitekim dramın yanı sıra gerilim ve kurgunun da yeri yadsınamaz ölçüde.

Deli Yüz’ün ilk sahnesinde yine ana karakterimiz Piruz’un hayatı hakkında bazı bilgiler alıyoruz. Piruz vaktinin çoğunu ortak noktaları olan insanları birleştiren chat ve viber gruplarında geçirir. Bu grupların toplantılarından pek haz almasa da katılma fırsatı yakalar ve arkadaşta edinir. Buradan tanıştığı arkadaşlardan biri olan Mesut, Piruz’u anne veya babası olmayan ya da her ikisi de olmayan insanların bulunduğu gruba dahil etmek ister. Karakterimiz pek istekli olmasa da arkadaşının teklifini kabul eder ve grup toplantısına katılırlar. Toplantıda filmimizin 6 ana karakteri bir araya gelir ve hikayemiz burada hareketlenir.

Diğer karakterlerimizden de bahsetmeden geçmeyelim. -Zira filmimiz 7 oyundan oluşuyor ve bu 7 oyunun 6’sı 6 karakterimizin bakış açılarından meydana geliyor. Esasında filmin asıl heyecan verici kısmı buralar çünkü aynı olay farklı gözlerden anlatılıyor ve bu da filmimize farklı bir anlam katıyor.- Kaveh yine bu sosyal medya gruplarından Mesut’un arkadaşı, Gazel ise Kaveh’ in çiçeği burnunda karısı. Son iki karakterimiz de Mandana ve Şukufe. Mandana zengin, madde bağımlısı ve biraz da sert bir tipleme, Şukufe ise anne veya babası olmayan çocuklar için komisyon kurmak adına kendini çalışmalara adamış hırslı denebilecek biraz da kurnaz bir karakterimiz.

Piruz’ un söylediği bir cümle bizlere ilk bakışta biraz anlamsız gelse de filmi bitirdikten sonra aslında ne kadar anlamlı olduğunu hatırlıyoruz. “arkadaşının tuvalete düşen telefonu kaderini belirlemesi ne kötü.” Grubumuz toplantıdan krize girmek üzere olan Mandana’ ya uyuşturucu almak için ayrılıyorlar ve işte tüm hikayemiz buradan sonra başlıyor. Mesut’ un tanımadığı birinin evine girmesi ve bunun ardından yaşanan olaylar çıkmazı…

Yönetmenimiz Abolhassan Davoodi 7 bölümde de verdiği geri dönüşlerle her bölümde bize ipuçları vermekle kalmayıp gizemi de hat safhaya çıkarıyor. Deli Yüz filmine başlarken ve bitirirken ki duygu durumunuz eminim birbirinden oldukça farklı olacak çünkü İran sinemasında bu tarzda bir filmle karşılaşma olasılığımız oldukça düşük.

Elif Sena

Nefes

Nergis Abyar’nin yönetmenliğini üstlendiği bu film her şeye rağmen mutlu olmak ve hayata umutla bağlanmanın ne demek olduğunu bizleri derinden etkileyerek öğretiyor. 70’lerin İran’ı hakkında bizi büyük ölçüde bilgilendiren Nefes dört küçük kardeş Bahar, Meryem, Nedim ve Kemal’in, astım hastası babaları Gaffur’un ve onun üvey annesi babaannelerinin yaşam öyküsünü tüm gerçekliğiyle bizlere sunuyor. Anneleri vefat etmiş bu dört küçüğün kendileri kadar küçük hayatları ve mutlulukları insana şükretmeyi öğretecek cinsten.

Asıl karakterimiz ve aynı zamanda filmdeki iç sesimiz olan Bahar’ın en iyi arkadaşları hayalleri. Bunlara bazen bir duvara çizdiği resimler bazen de dayısından aşırdığı kitaplar eşlik ediyor. Hayal dünyasında olduğu kadar okulda da başarılı olan Bahar’ın mütevazılığı yürek burkacak cinsten. En büyük hayali ise doktor olup babası gibi olan tüm astım hastalarını iyileştirmek olan Bahar’ın, bu hayali uğruna yapamayacağı hiçbir şey olmadığını görüyoruz. Bunların arasında saçlarını her gün taramak bile var.

Oscar ödüllerinde İran Sinemasını temsil edecek olan Nefes filmi, izleyicileri en kuytu köşelerdeki duygularıyla baş başa bırakıyor. Topraklarındaki karışıklıklara ve yokluklara rağmen bir insan nasıl bir hayat sürer işte bunun cevabını bu iki saatte bulabiliyoruz. Gerçek manada yüreğinize dokunacak bu film içimizdeki hırsımızı bir kenara bırakmamız için bir fırsat belki de. Dünya malı için savaştığımız onca zamanı birbirimizi anlayarak geçirsek belki de hiçbir zaman Bahar’lar böyle hayatlar sürmeyecek.

Elif Sena

Deli Yüz

Tehlikeli oyunların insanları hangi boyutlara taşıyabileceğini gördüğümüz, gerilim sahneleri ile süslenmiş, sürükleyici bir İran filmidir Deli Yüz. 2015 yapımı, orijinal adı Rokhe Divaneh olan film, çok da alıştığımız İran sineması özelliklerini taşımıyor. Sınırları zorlayan, kurgusu ile insanı büyüleyen bir yanı var. İran sineması için büyük bir değer olduğu ve benzeri başarılı işler için ilk adım olacağı kesin. Merak edenler için çok da detay vermeden filmin genelinden söz edecek olursak, her şey internet dünyasında başlar. İnternet bir sosyalleşme aracı olarak görülür, aynı zamanda belki de ortak noktalara sahip olan insanları bir araya getirmenin de en iyi yolu olduğu düşünülür. Bu amaçla kurulan sosyal medya gruplarının gerçekleştirdiği buluşmalar ise bir grup genci bir araya getirir. Filmimizin asıl kahramanları da bu tür bir buluşmada bir araya geliyorlar. Sonrasında ise bir kaosun içine sürükleniyor, heyecanı yaşarken izleyiciye de yaşatıyorlar.

Bölümlere ayrılarak karşımıza çıkan Deli Yüz, her kahramanın kendi içinde bir kaosa sahip olduğunu gösteriyor. Çünkü bu gençleri bir araya getiren sosyal medya grubu, annesiz ve babasız gençlerden oluşuyor. Yani bu arkadaşların her biri hem grup arkadaşlarına benzeyen, hem de hiç benzemeyen acılara sahiptir. Belki de yaşadıkları her şey, tam da bu acıların yarattığı duygu durumundan kaynaklanır. Mandana, içinde taşıdığı öfkesi, sahte neşesi ve umursamazlığı ile en çok merak uyandıran karakter olarak karşımıza çıkıyor ve umursamazlığı ile bir oyun başlatıyor. Bu oyunu ise yeni oyunlar takip ediyor. Mesut, Mandana’nın oyununun ana kahramanı ama aynı zamanda olayları farklı boyutlara taşıyan kişi, dolayısıyla da sizi düşünmeye itecek olan kişi. Gazel ve Kaveh mutlu, sorunsuz ve âşık bir çift gibi görünüyor ama her ikisinin de aileleri ile ilgili ciddi sorunları var. Şükufe ise can alıcı noktalarda devreye giren ilginç bir karakter… Her bir bölümün bir karakter üzerine kurulduğu ve her birini yakından tanıma fırsatı bulduğumuz filmin bir de Piruz adında önemli bir karakteri var. Film Piruz ile başlıyor, Piruz ile bitiyor. Kim neyi hak etti, böyle mi olmalıydı, kim nerede hata yaptı diye düşünebilirsiniz ve daha pek çok detay sizi düşünmeye itebilir.

İran filmlerine yeni bir soluk getirdiği şeklinde yorumlanan yapım, aldığı yüksek puanlar ile de dikkatleri çekiyor. Kesinlikle zamanınızı boşa harcamayacağınız, aksine film bittikten sonra da düşünmeye devam edeceğiniz bir hikâye. Oyunların içinde oyunların gizli olduğu, zaman zaman gerilim sahneleri ile birebir sizi filmin bir parçası haline getiren bir film ile karşı karşıyasınız. Eğlenmek üzere bir araya gelen gençlerin eğlencenin ayarını kaçırması, bahislerin olayları getirdiği nokta ve son olarak da ebeveynlerin yaptıkları hataların, çocuklarına nasıl yansıdığı ile ilgili iyi bir kurgu söz konusu. Hikâyede boşluklara rastlamıyor, hatta siz de bu oyunların bir parçası oluyorsunuz. Dolayısıyla Klasik İran yapımı filmlerin dışında bir şeyler izlemek istiyorsanız, doğru yerdesiniz.

Hurie

Deli Yüz Filmi; İran Sinemasında Farklı Açılar

Hayatta kime güvenebiliriz? Ya da en güvenebileceğimiz insanlar tanıdıklarımız mı yoksa hiç tanımadıklarımız mı? Güven, bu hayatta aradığımız ancak bir türlü ulaşamadığımız özellikle günümüz dünyasında kapitalizmin ve teknolojinin aramıza mesafeler koymasıyla bizim daha çok boşluğa düşüren duygumuzdur. Rokhe Divaneh yani Deli Yüz filmi de günümüz dünyasında belki de hiç kimseye güvenemeyeceğimiz gerçeğini yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor. Oyun içerisinde oyun…

Sosyal medyanın hayatımıza girmesi bizlere ikinci bir hayatın kapılarını açtı. Aynı anda iki hayat yaşadığımızda yalanlar da peşinde geliyor. İran sinemasından hayatın farklı bir açısını yakalamış nadir örneklerden Deli Yüz, klasik İran sinemasında bulunan dram öğelerinden çok aksiyon ile harmanlanmış belki de İran’ın artık farklı bir yüzünün gösterilmesi gerektiğine kanaat getirmiş bir film olarak karşımızda dimdik duruyor. Son dönem İran sinemasında en yaratıcı senaryo olarak göze çarpan bir yapısı olan Deli Yüz, seyirciyi klasik tabirle koltuklarına çiviliyor.

İran sineması denilince aklımıza ilk gelen sahne, Tahran’ın arka sokaklarında fakirlik içerisinde geçen bir hayatı ya da aile içerisinde var olan karmaşaları olduğu gibi kamerasından geçiren yönetmenlerin bizlere sunduğu; “İşte gerçek İran budur” temsili oluyor. Her ne kadar bizim komşumuz olsa da sinemada ülkemiz seyircisi İran sinemasını Amerikan sineması kadar yakın bulmamaktadır.

Ancak Deli Yüz (Rokhe Divaneh) filmi kesinlikle bu tarz bir film değil. Unutun o aklınızdaki İran filmlerini ve bu filme odaklanın. Sadece Hollywood sinemasında görebileceğimizi düşündüğümüz bir kurguya sahip olan Deli Yüz filmi birçok izleyiciye sıkıcı gelen İran filmlerinin aksine izleyiciye her sahnesinde acaba ne olacak? diye sorduruyor. Bu film ile birlikte İran’ı toplumsal olarak inceleyen ve uluslararası birçok başarıya imza atmış filmlerin aksine farklı bir yüzü olan, kapalı kapılar ardında neler olabileceğini gösteren bir yapım olmuş.

Film, sosyal medya üzerinden kurulan bir grubun toplantısında tanışan 6 gencin bir ilk önce uyuşturucu alışverişi ile başlayan serüvenleri Mesut ve Mandana arasında bir iddia yüzünden farklı hal almaya başlar. Yönetmen Ebulhasan Davudi 6 karakteri 6 farklı bakış açısıyla işleyerek seyirciyi filmin içerisinde her daim tutmuş ve bundan sonra ne olacak? Sorusunu hep canlı tutmuş.

Birbirine zıt karakterlerden oluşan bu 6 kişi bana nedense karakter bakımından 1985 yapımı The Breakfast Club filmini hatırlattı. O filmde de zıt karakterler filmin sonlarına doğru birbirlerine ilgi duymaya başlıyordu. Bu filmde ise Mandana ile Piruz ne kadar zıt karakterli görünseler de aslında bir o kadar da yakın oldukları filmin ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkıyor.

Film, ilk başta varsayılan İran imajını akıldan siliyor ve İran’da yasak olan ne varsa aslında orada hep varmış düşüncesini akıllara getiriyor. İlk gittikleri kafede uzun saçlı erkeklerin olması ya da rock müzik çalması, uyuşturucunun ne kadar baskılansa da önlenememesi vs. bunlar gözümüze çarpan detaylar. Klasik İran filmlerinde bulamayacağınız bir detay ve esas merak ettiğimizi İran zaten bu.

Ana konu Mesut’un eve girmesi ve daha sonra telaş içerisinde çıkması üzerinden kurgulanıyor fakat film parçalara ayrılıyor ve her parça hikâyenin farklı bir versiyonu şeklinde karşımıza çıkıyor. Her hikayede bir alt hikaye mevcut. Mesut’un aç gözlülüğü, Mandana’nın yaşadıkları, Piruz’un dik duruşu…

Yönetmen, yeni kuşağın sorunları ve bu sorunların sosyal medya ile daha da büyüdüğüne işaret ederek bizi uyarıyor. En başta belirttiğimiz güven kavramının hayatımızda ne kadar önemli olduğu vurgusunu yapıyor. Sosyal medya her gün hayatlarımıza farklı insanları dahil ediyoruz ve bu bizim için tehlike çanlarının çalması anlamına geliyor. Günümüz dünyasında her beş kişiden birinin sosyal medyada zorbalığa maruz kaldığını düşünürsek yönetmen eleştirmekte çok haksız sayılmaz. Çok fazla tanımadığımız insanları hayatlarımıza alarak aslında mikroplara açık bir vücut gibi tehlikelere ve tehditlere açık hale geliyoruz.

Sonuç olarak İran sinemasında daha önce karşılaşmadığımız bir yapım ile baş başayız. Ancak her İranlı yönetmen gibi Ebulhasan Davudi de günümüz dünyasından eleştirecek bir konuyu bizlere göstermekten geri kalmıyor. Maddi durumumuzun ne olduğuna bakmaksızın hayatın farklı yönleriyle acı çektirme yöntemi olduğunu söylüyor.

Özkan Köprülü

Bir Umut Filmi – 40

FİLMİN KONUSU :

Kırk” Fatıma Guderzi tarafından oynanan bir orta yaşlı kadının hayat hikayesini ele alıyor.

Ferhat (Abdul Rıza Ekberi) fabrika sahibi bir iş adamıdır. Şirketi büyüterek daha büyük kazançlar elde etmeyi planlayarak hayaller kurmakta ve bunun için çabalamaktadır. Eşi ise bu yoğunluk içerisinde kendi isteklerini geri plana atarak, gelecek planı yapamaz duruma gelmiştir.

40. yaş günü yaklaşırken ise ailesini tekrar geri kazanmak istemektedir ve arkadaşlarıyla birlikte bir davet yemeği organize etmiştir. Ancak bu davet beklenmedik olayların başlangıcı olacaktır.

Ferhat, şirkette yaşanan sorunlarla ilgilenirken bir yandan da ailevi sorunlarla uğraşan eşini korkularıyla yüzleşememekle suçlar. Oğulları Said’in hayatına müdahale etmektedir ve bu konuda destek veren eşine karşı gösterdiği tavır nedeniyle de aile dağılma aşamasına gelmektedir.

YORUM :

Hayaller ve hayal kırıklıkları dolu, ailecek izlenebilecek bir film olarak ön plana çıkan “Kırk” filminde aile ilişkileri konusunda muhafazakarlığın delinmesi ile hafif bir gerilim verilmiş.

Filme ismini veren 40 yaş, hayatta bir dönüm noktası olarak kullanılarak, dengelerin değişmesi ile dinamik bir film haline gelmiş.

Bir televizyon filmi olmasına rağmen oyunculukları ve konu akışı başarılı olan filmde, işleri düzeltmeye çalışan Ferhad’ın öyküsü filmin heyecan dolu bir hale bürünmesine neden oluyor.

Kısa süresi de filmin sıkıcılığını azaltan diğer bir unsur olmuş.

İran film kültürüne ait olan duygu yoğunluğunu aktarma konusunda da başarılı olan film size aile ilişkilerini sorgulatacak cinsten.

Herhangi bir yaş sınırlaması olmadan keyifle izleyebileceğiniz bir film sizi bekliyor.

Evren Erarslan