Kategori arşivi: Yazarlarımızdan

İran Sineması Film Eleştirmenleri Ekibimiz

Yasin Filmi; Özüne Dönme Çabası…

Yasin Filmi; Bir Öze Dönüş Çabası

Zaman zaman insanlar yollarını kaybedebilirler. Bu kaybediş bazen ruhani bazense ahlakidir. Yolumuzu tekrar bulabilmek için bazı zamanlar başımızdan olayların geçmesi gerekir. Eğer bu olayları doğru yorumlayıp anlamlandırabiliyorsak şanslıyız demektir. Ancak anlamlandırma konusunda sorunumuz varsa ve başımızdan geçen olayın ya da olayların arkasındakini göremiyorsak kaybettiğimiz yoldan çıkabilmemiz ya bir yol göstermeyle olur ya da anlayana kadar devam ederek olur.

Filmimizde Mahmut’un (Baba diye bahsedeceğim) başına gelenler de tam da böyledir. Baba, gençliğinde dinine bağlı, çalışkan ve tuttuğunu koparan birisiyken zamanla dini yönden zayıflamaya başlamış. Buna sebep olarak dünyevi işlerin peşinde koşmayı tercih etmesi olmuştur. Hatta dünyevi olaylara öyle odaklanmış ki çocuğunun (Yasin) Kur’an-ı Kerim okuyuşunu kullanmaya bile başlamıştır. Bu durumdan rahatsız olan Yasin, durumu babasına bildirememenin verdiği acı içerisinde kıvranmaktadır.

Baba, yolunu kaybetmiş bir yolcudur ve doğru yolu ona gösterecek olan da oğlu Yasin’dir. Oğlunun son olaydan sonra evden dedesinin yanına gitmesi (Ya da kaçması) ve babasının hiç bilmediği yollardan onu aramaya gitmesi, bu arayışın babanın içsel yolculuğuna davetiye olduğunu filmin başında hiç anlayamıyoruz. Her engel babanın neden bu yolda ve bu durumda olduğunun bize bir işaretidir. Yolunu kaybettiysen tekrar yoluna dönmek için zorlu süreçlerden geçmen gerekir.

Oğlunu ararken ilk engel olarak bir kadın karşısına çıkıyor. Arabasına aldığı bu kadın baba için sınavların başlangıcıdır aslında. Kadın, babanın açgözlü/yoldan çıkmış halinin bir tasviridir. Kadının kafasındaki peruğu çıkartması ve kendi kişiliğine dönmesi babayı afallatıyor. Peruğu çıkartan kadının kendi öz kişiliği, İran’ın toplumsal normlarına aykırı düşecek hareketleri yapınca baba buna alışkın olmamasına verdiği tepki şaşkınlık oluyor.

Babanın aradığı yer olan “Nezarabad” şehrini ise bir türlü bulamaması ve oraya giden tek kolay ve güzel yolun kapalı olması babayı zorlu bir sürecin beklediğinin işaretidir. Artık o, kendi yolunu arama çabasının içerisine girmiştir. Babanın gözünü hırs, kibir öylesine kaplamıştır ki artık göremez olmuştur. Ancak gözlerinin tekrar açılacağı yola çoktan girmiştir. Yolda öyle bir noktaya gelecek ki vücudunun ağırlığı aslında yüreğinin ağırlığı olarak karşımıza çıkacak.

Yasin’in yanına gittiği dedesi her şeyi ona öğreten ve bilgece örneklerle hayata dair önemli bilgileri paylaşan birisidir. “Yaşayarak öğrenme” dedi yaşlı bilge olan dedesi… Babasının da öğrenmek için yaşamaya ihtiyacı olduğunu söyler küçük Yasin’e. Küçük çocuğun neden babasına başkaldırıp dedesinin yanına gittiğini anlaması için bu tecrübeleri yaşamaya ihtiyacı vardır. Bu yol oldukça dikenli ve zorlu bir yoldu. Ama geçmiş tecrübeleri ile babanın bu yolu aşabileceğine hiç şüphe yoktu. “Babanın gittiği yollar çukurlarla dolu, babanın yolunu değiştirmesine ihtiyacı var” yaşlı bilge böyle söyleyerek bize babanın hırslarından ve kibirinden arınması gerektiğini onların hayatın çukuru olduğunu dile getiriyor.

Baba, dağları aştıkça kendisiyle hesaplaşıyor, her bir bilgeden bir şeyler öğreniyordu. İşte bu bilgelerden birisi Molla Ağababa idi. Molla Ağababa, babayı mezarlıkta görmüş ve ölünün gömülmesine yardım etmesini istemişti. Ancak daha sonra onunla tekrar görüşmek istememişti. Daha sonra yola koyulan baba, bir çukura düştüğünde film bize tasvir yapmayı bırakıp gerçeği bir tokat gibi suratımıza çarpıyor.

İran sinemasının her zaman kendisine has bir üslubu var. Yasin filmi, aslında çocuk için trajik olsa dahi işin o yönünü maneviyatı gösterme anlamında güzel geliştirmişler. Bir babanın kaçan çocuğunun peşinden giderken hiç beklemediği bir takım olaylarla karşılaşması ve aslında gerçek benliğinin bu olmadığının farkına varması, kendi özüne dönüş sürecinin başlangıcı olması.

Özkan Köprülü, Yeni Kaynak

Kararsız Gönül

Dele Bigharar 2013

1990 yılında Mencil – Rudbar Depremini konu alan bu cok duygusal filmi şu linkten izleyebilirsiniz:  http://www.yenikaynak.com/kararsiz-gonul.html

Bir ablamın tavsiyesi üzerine izledim filmi ve çok beğendim.

Depremle yakın ilişkisi olan bir millet olduğumuzdan film bize çok hitap ediyor, o sebeple izlemenizi tavsiye ederim.

Dele Bigharar (Kararsız Gönül) Filminin Konusu:

Ali, annesi, dedesi, ninesi ve küçük kız kardeşi Masume ile küçük evlerinde mütevazi ama mutlu bir hayat yaşamaktadır.

Birgün dünya kupası maçını evlerinde televizyon olmadığı için arkadaşı Murtazagillerde izlemek için annesinden izin alır ve gecede artık o evde kalır. Sabahı olmayan bir gece olur maalesef. Çünkü bütün kasabayı uykuda deprem yakalar ve bütün evler yıkılıp heryer yerle bir olur.

Ali gözlerini açtığında kendisini Tahran’da hastanede bulur ve ne annesi nede kardeşinden haber alamaz.

Aramadığı sormadığı yer bırakmasa da bir türlü ulaşamaz ve onların öldüğüne inandırır nihayet kendisini.

Halbuki annesi de, kardeşi de hayattadır ama ayrı ayrı yerler ayrı ayrı hallerde.

Bu şekilde 20 sene geçer, sonra…

Sonrasını izleyin.

Filmin başlarına öldüm, çocukların feyad figanları, gözlerinden akan o yaşların gerçekliğine içim gitti… O kadar mükemmel oynamışlar ki hayret ettim ama nerede çocuklar büyüyüp kocaman kocaman insan oldular oradan sonra oyunculukları çok beğenmedim. Anne müthişti ama büyüyen çocuklar için aynı şeyi söyleyemiyeceğim. Hele ki son sahnede daha farklı bir performans beklerdim.

Ama performansı nasıl olursa olsun ağlamanızı garantileyen bir film.

İzlemenizi ve birkez daha ibret almanızı tavsiye ederim. Rabbim bu tür felaketlerden hepimizi korusun inşallah.

Arzu Akay

A Separation 2011

A Separation Filmi

Çok özel ve de güzel bir iran filmiyle geldim bugün size.

Yine izlenilmesi gereken, verilen mesajlarıyla kendi hayatımıza dönüp bir daha şöyle bakmamıza vesile olacak bir filmdir kendisi.

Film küçük bir mahkeme salonunda süren boşanma davasıyla başlıyor.

Çiftimiz 14 yıllık evlilikten sonra ufak bir fikir ayrılığı sebebiyle boşanma yoluna sürüklenmişlerden.

Şöyle ki Simin (kadın) 11 yaşındaki kızının hem eğitimi hem de daha rahat şartlar altında büyümesi için yurt dışına göçmeyi istemekte, Nadir (koca) onlarla beraber yaşayan alzheimer hastası olan babasını en büyük gerekçe göstererek onunla birlikte gitmeyi reddetmektedir.

Bir türlü orta yol bulamayan bu çift artık durumu inada bindirir ve kadın evi terk eder.

Evi terk etmesi hasta olan babamıza bakacak kişinin eksikliğini de getirir ve Nadir bir bakıcı kadınla anlaşır.

Hergün küçük kızıyla dedeye göz kulak olup evdeki işleri halletmeye çalışan bu bayan, dedemizin altını pisletmesiyle işi yapmaktan vazgeçer fakat alternatif olarak eşim gelip sizde çalışabilir der de adamda iş şeyi yoktur. Derken kadın yine calışmaya devam edip birgün dedeyi yatağına kolundan bağlayıp evden yok olur. O gün de Nadir eve erken gelir ve babasını yataktan düşmüs kolu bağlı şekilde bulunca çıldırır.

Kadını evden ittirerek kovar, kadın merdivenden düşer ve meğersem hamile olan bu bayan bu şekilde 19 haftalık bebeğini kaybeder.

Sonrasında olaylar öylesine karışır ki, bir tek kadının evi terketmesiyle neler oldu be dedirtir seyirciye.

Tabiki de her olan takdir-i ilahi ve sebepsiz değil ama senarist ve yönetmen öyle işlemis ki olayları, dantel örer gibi. Sırayla birşeyler oluyor oluyor oluyor sonra olanları hiç acımadan bir çırpıda söküveriyor.

İşin içinde çocuklar ve yaşlılar oldu mu ben hiç dayanamıyorum, bu filmdeki dede de benim içimde bulundurduğum bütün merhamet taneciklerimi harekete geçirdi ve çok çok kötü oldum.

Şu haklıydı bu haksızdı demek de çok zor film boyunca, çünkü gerçekten hiçbir insan kusursuz degil. Mesela Nadir çok hayırlı bir evlat, düzgün bir insandı ama bir huysuzluğu ve inatçılığı vardı maalesef.

Bakıcı kadın dini konularda çok hassas olsa da, bazı konularda, korkmasından sebep, rahatlıkla yalan konuşabildi gibi gibi bir çok örnek daha söyleyebilirim ama bence siz filmi kendiniz izleyip kişileri birebir tanıyın. Eveeet İran filmleri, her türlü konuya müslümanca yaklaşan hassas filmlerdir, izlemekte daima fayda vardır.

Bu zibilyon tane ödül almış olan filmi de bence izleyin.

Kalbi Kırık 2008

Delshekaste 2008

Bu filmi azıcık kafam dağılsın diye izlemeye başladıydım.

Allah’ım ne kadar güzel bir aşk filmi izledim!

Siz de izlesenize.

Büyük aşklar kavgayla başlar konusuna İranlıca yaklaşılmış ve çok tatlı olmuş.

Filmimizde dindar, edepli ve ahlaklı bir oğlumuz var. Bir de çatlak ve daha böyle modern bir kızımız.

Aynı sınıfta olmalarından ötürü her gün birbirlerini görüp tahammül sınırlarını zorlamaktadır ikisi de. Neden? Çünkü düşünceleri farklı.

Çingenelik kızdaydi ama, hiç kibarlık, anlayış, hoşgörü bilmiyor maşallah. Gerçi kızın bazı hareketlerinde kendimi gördüm.

Neyse bu kavgalarından öğretmenlerine de gına gelmiştir. Bu duruma bir son vermek için hatırı kırılmayacak bir öğretmenin aklına bir fikir gelir. Sınıfa bir proje götürür. Tez hazırlanacak, çift kişi çift kişi.

Ama öğretmen kimi kiminle seçtiyse o kişi onunla calışacak. Bizim oğlanla kız da beraber calışmak zorunda kalır. Feryat figan etseler de öğretmeni caydıramayıp beraber calışmaya başlarlar. Ahhh sonra da ne güzel şeyler olur.

Telefonlu bir sahneye hayran kaldım. İzlediğim en güzel en romantik sahnelerden biriydi. Söylemiyorum heyecanı kaçmasın diye.

Tek hoşlaşmadığım oğlan çok dindar olduğundan kızla beraber yanlız kalıp ders calışmaya yanaşmadı haliyle ama sonra birden razı geliverdi. Keşke bunu başka şekilde çözselerdi. Fakat biyandan da gerçekçi geldi çünkü hepimiz insanız.

Maddi yaşanan aşk maneviyatla buluşunca ne güzel şeyler çıkıyormuş ortaya dedirten bu filmi ben kesinlikle tavsiye ediyorum.

Oyuncuların da rollerinde mükemmel olduklarını söylemeliyim.

Arzu Akay

Cennetin Rengi 1999

Karamsarlıkla dolduğumuz şu günlerde ileriye doğru umutla bakmak galiba yapılabilecek tek şey.

Her şeye karşı sabırlı olmak da dünyaya tahammül edebilmenin tek yolu.

Film izleyecek halde değiliz, ama bugün yıllar önce izlediğim bu filme tekrar rastlayınca birden kendimi izlerken buldum ve ne kadar tuhaf bir dünyada yaşadığımızı birkez daha anladım.

İmtihandayız ve herkesinki farklı farklı.

İranlı ünlü Yönetmen Mecid Mecidi bu filmde bizi öyle bir çocukla tanıştırıyor ki, gören görmeyenlerden olduğumuzu bize bir kez daha anlatıyor.

Cennetin Rengi Filminin Konusu:

Gözleri görmeyen küçük Muhammed annesiz kaldıktan sonra babası tarafından sadece körlerin gittiği yatılı bir okula gönderilir. Sadece yaz tatilinde köyüne ve orada yaşayan, kendisini çok çok seven ninesi ve iki tatli kız kardeşine kavuşur. Baba, oğlunun gözlerinin görmeyişinden utanır, hatta yeni bir evlilik yapmak ister ama Muhammed’in, yeni eşi için sorun olacağını bildiğinden ondan kurtulmayı bile düşünür. Rabbimin onunla ilgli planlarından bihaberdir tabi.

Küçük Muhammedin doğayla iletişimi şiir gibiydi adeta. Dünyanın renklerini göremeyen Muhammed, gören elleriyle Cennetin renklerini tanıyanlardan oldu. Basit kamera çekimleriyle mükemmel görüntüler elde edilmiş, belki de oyuncululukların kusursuz oluşunun da etkisi olmuştur.

Muhammed rolündeki Muhsin Ramazani’nin gerçek hayatta da gözleri görmüyormuş, umarım karakteri de filmdekiyle uyuşuyordur.

İran Sinemasının en iyilerinden olan bu film mutlaka izlenmeli. Hayata dair birçok şey öğreneceğiniz kesin.

Arzu Akay

İran Yetimhanesi

Böl, parçala, yönet! Tek bir kurşun dahi harcamadan!!!

İşte bu yöntem ingilizlerin sömürdüğü ülkelere uyguladığı metod.

İnsanları dost veya düşman olarak değil de, işime yarar işime yaramaz diye ikiye ayıran çıkarcı bir millet olan ingilizlerin İran’ı 1. Dünya savaşı esnasında nasıl kıtlığa, açlığa ve hastalığa iteleyip milyonlarca insanın ölümüne sebep oluduğunu bu filmde izleyip ibret alabilirsiniz.

Sadece Yetimhanede olanlar değil bütün halkın çektiği zulüm izleyiciye doğru bir şekilde aktarılmaya çalışılmış, zira tarih kitapları bu olanlardan pek bahsetmezmiş. Şaşırdık mı? Tabiki de hayır.

Yerimhanede olan bitenler tabi daha dramatikti. 🙁 Gözyaşlarımı Mirza Küçük Han’ın, yetimhanedeki çocukların saçları sıfıra vurulurken ağlarken görünce, kendi saçlarını da kazıtması sahnesinde tutamadım. Rabbim o hassasiyeti herkese versin.

Ben filmi sevmedim diyemem ama çok benlik olanlardan değildi. Tamamen geçmişe bir yolculuk yaptırıyor film. Hiçbir sahnesinde bunun eksikliğini hissetmiyosunuz, yani tamamen o dönemi yansıtıyor ama bana ağır geldi.

Yine de gerçekten ibret alıp, dostumuzu düşmanımızı bilmemiz açısından ve en önemlisi şu an sahip olduklarımıza tekrar şükür etmeyi hatırlamak için açıp izlemek gerekli.

Benden daha çok seveceğinizi düşünüyorum.

Bu filmi ve diğer İran filmlerini bizimle buluşturduğu için yeni kaynak sitesine de tekrar teşekkür etmek istiyorum.

İran Yetimhanesi filmini oradan izleyebilirsiniz.

Negar 2017

Negar 2017

Tap taze çevrilmiş bir iran filmi ile karşınızdayım.

5 yıldızından gördüğünüz üzere de filmi çok çok beğendim, o sebeple gidin bu filmi yeni kaynak sitesinden hemencecik izleyin derim.

Normalde izlediğim iran filmleriyle hiçbir alakası olmayan, hatta bu film hiç iran filmine benzemiyor dediğim filmlerle de bir benzerliği bulunmayan çok ilginç, heycanlı, aksiyonlu ve de bol gerilimli bir film.

Aksiyon sahneleri benim gibi abartılı Hint filmi döğüs sahnelerini sever ve profesyonel fighting sanatlarına aşina olan, korelilerin filmlerine dadanmış birisi için biraz çok fazla gerçekçi geldi ama olsun.

Alışmışım uçan yıkan adamlara. Neyse.

Negar Filminin Konusu

Mutlu ve de zengin bir ailenin kızıdır Negar.

Ama mutluluklarına babasının aniden intihar etmesiyle gölge düşer.

Polise göre intihar evet ama Negar’a göre değil, çünkü babasının intihar sebebini anlayıp bilmeden bu fikri değişmeyecektir.

Babasının gidişiyle birçok maddi sorunla da karşı karşıya kalan anne-kız 40 günü zor zahmet geçirir.

Sonrasında Negar tuhaf vizyonlar görmeye başlar.

Bu görüntüler onu babasının intihar sebebine adım adım götürebilecek midir yoksa Negar’a bir haller mi oluyordur???

İzleyip görün.

Filmin diyaloglarını çok çok beğendim. Böyle bir filmde bu kadar nazik ve de narin sözler, hareketler, his ifadeleri kullanılmış olması filmin kesinlikle iran yapımı olduğunun işareti.

Aynı konu başka bir millette çekilmiş olsa eminim ki bu kadar şiirsel şeyler ortaya çıkmazdı.

Yani ki Negar‘ı izleyin. Pişman olmazsınız, o kesin.

Künye 143

Künye 143

İzlemeye yüreğiniz dayanabilecekse buyurun izleyin.

Ülkemizin şu anki yaşadığı olaylara benzer bir durumu anlatan bu filmi hıçkırıklarla bitirdim.

Başı sürükleyici değil, biraz dayanmanız gerekiyor, ortalarda dram ağır basmaya başlıyor ve sona doğru hançerlenmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Anne olmak, hele ki vatani görevini yapan bir askerin annesi olmak ne demek bu filmi izledikten sonra daha iyi anlayabilirsiniz.

Anaların kıymetli kuzularına hiçbirşeyler olmasın.

Film 1980 sonrasındaki İran’ı anlatıyor.

Irakla olan, o neyi neden paylaşamadıkları bir türlü belli olmayan, kalleşçe dış güçlerle ortak olan Saddam’ın vebalini artırdığı savaş dönemini.

Annemiz var, Ülfet. Zor bela 2 çocuğunu yetiştirmesine rağmen mutlu bir hayatı vardır.

Oğlu gün gelip büyüyünce bir gün annesine bir mektup bırakır. Der ki “ben cepheye asker olarak gidiyorum”.

Anne üzülür sızlanır ama faydası yok, oğlan gitmiş.

Savaşın tam anlamıyla kızıştığı dönemde, oğlundan hiçbir haber alamayan anne, evdeki radyoyu beline bağlar ve oğlunun ismi o radyoda geçecek diye yıllarca bekler.

Devamını izleyin.

Savaş için herkes kötü der. Kimse “Ooo yaşasın! Savaş çıktı!” diye sevinmez pek ama bir yerlerde buna sevinen insanlar olmalı ki şu dünya yaşanılır bir hal maalesef alamadı.

Rabbim zulmedenlerden ve onların yanında olanlardan etmesin.

Filmi mutlaka izleyin, anlatamadığım birçok gerçeği çok güzel ifade etmiş.

Yeni Kaynak sitesinden izleyebilirsiniz.

Nefes

Belki insanı pür-dikkat ekran başına bağlayanlardan değil ama filmin sonuyla üzerinde uzun uzun düşündüren bir başyapıt Nefes filmi.

Tavsiye üzerine dün gece izledim ve çok sevdim.

Özellikle küçük kızın oyunculuğuna hayran kalınmayacak gibi değil.

Diğer İran filmlerine nazaran sonu çok açık ve de net biten bir film olmuş, öyley miydi böyle miydi demeyeceksiniz.

Nefes Filminin Konusu:

70li yıllardayız, 1975 üstü çünkü filmde boyuna Sholay filminin şarkıları geçiyordu.

Bahar 3 kardeşi, öz olmayan yaşlı bir babaannesi ve astım hastası olan babasıyla şehire çok uzak bir yerde yaşamaktadır.

Sebebiyse babasının hastalığıdır.

Bahar’ın en büyük hayali doktor olup babasını tedavi edebilmek, bir de televizyona gönderdiği resminin yayınlanması.

Bahar çok zeki, meraklı, hayal dünyası çok geniş, hafif de pasaklı olan bir kızdır.

Filmde bütün olayları Bahar’ın ağzından dinleyip onun gözleriyle izliyoruz.

Tertemiz, masum düşünceleri, üzüntü ve sevinçleriyle her konuya el atılmış.

Özellikle Saddam’ın insanlara neler yaptığını Bahar’ın ağzından dinlemek beni çok etkiledi.

O dönem İran’da çocuk olmak çok zor gibi görünse de Bahar’ın güzelliği filmi izlerken insana tebessüm ettiriyor.

Diğer karakterler de ilginçti;

Babaannenin ne olduğunu tam çözemedim.

Her fırsatta çocuk dövme merakını giderse de iş ciddiye binince çocuklar için canını verecek oluyordu, değisik insan.

Babayı sevdim, bundan daha iyi baba olabilecek olan biri va mıi bilemiyeceğim.

Benim kafadandı.

Yeh dosti dinleyip dinleyip çığırıyordu.

Hey gidi günler daha Amitabh siyonist olmazdan önceki zamanı anlattığından film, o sahneler şirin gelmişti.

Ayrıca bir sahnede Nergisler Mother India izliyolardı.

Neyse onu geçelim.

Çok duygulu, anlamlı, şirin anlatımlı, bütün acılara rağmen çok tatlı bir film Nefes.

İran filmi severler mutlaka izlemeli.

Zati bu saatten sonra ağırlığım bu filmlere yönelik olacak.

Madem film izliyoruz, bari izlerken kimseye kötülük etmeyelim.

Arzu Akay

Nigar

Nigar – 2017 – İran Filmi

Babasının şüpheli intiharı sonrasında Nigar, bir gün rüyasında babasını görür ve uyandığında elinde bulduğu çekle birlikte bu işin peşine düşer. Her gün gördüğü rüyalar sonucunda Nigar rüya ile gerçeği ayırt edemez hale gelir. Tüm bu yaşananlar, yıllardır gizli kalmış her şeyi açığa çıkaracaktır. Babası, kızını korumak için can vermiştir ve öldükten sonra da kızını korumaya devam etmektedir…

İran’ın zengin ailelerinden olan Feramerz ailesinin yaşadığı mutlu hayat, aile babası Veliyan’ın bir gün, hiç beklenmedik şekilde intihar etmesiyle birlikte bozulur. Kızı Nigar, darmadağın olan annesini toplamaya çalışırken bir yandan babasının intihar ettiğine bir türlü inanmaz. Babasının çalışma odasında uyuyakalan Nigar, rüyasında babasını görür ve uyandığında elinde Vahit Behtaş tarafından yazılmış bir çek bulur. Evlerinin ellerinden gitmemesi için bu çekteki paraya ihtiyacı olan Nigar, çekin sahibinin peşine düşer. Bu esnada, yıllardır babasıyla birlikte çalışan ve aile dostları olan Peyman’dan da yardım ister ve birlikte hareket ederler. Rüyalar günlerce devam eder. Nigar gerçek ile rüyayı birbirinden ayırt edemez hale gelir. Bir anda rüyadayken, ertesi gün aynı olayı yaşarken bulur kendini ve bunları da Peyman ile paylaşır.

Vahit Behtaş kötü bir adamdır ve parayı ödemeye yanaşmaz. Eli silahlı ve tehlikeli bu adamların ortasına tek başına giren Nigar, babasının öldürüldüğüne artık emindir. Gördüğü rüyalardan biliyordur ki eniştesi ve Peyman da bu işin içindedir. Ancak onların olayla olan bağlantısını çözmesi biraz zaman alır. Babasının son anında izlediği videoyu, babasının gözünden izleyene kadar Peyman’ın bu olaydaki rolünü anlayamaz.

Filmdeki kaçma kovalama ve dövüşme sahneleri oldukça gerçekçi olarak izleyiciye yansıtılmış. Senaryo kurgusu ise son anda şok etkisi yaratacak şekilde işlenmiş. İzleyicinin başta hiç şüphe etmediği Peyman karakterinin, tüm olanların sorumlusu olduğunun ortaya çıktığı sahnede Nigar’ın aldığı karar ve babasının intikamını doğru kişilerden almasıyla film son buluyor. Aksiyon, suç ve dram türlerini içinde barındıran Nigar filmi, saplantılı bir şekilde seven bir adamın, aşık olduğu kızın kendisinden başka sevdiği her şeyden nefret etmesi ve hepsini yok etmek istemesini alt metin olarak izleyiciye sunuyor.