Kategori arşivi: İktibaslar

İran Filmleri Üzerine Alıntı Yazılar

Heiran

Listemin burasına gelince biraz duygusallaşıyoruz tabi.

İranlı kız Mahi ile Afgan göçmen Heiran’ın aşkının öyküsünün işlendiği güzel bir aşk filmi “Heiran”.

Mahi henüz eğitimini tamamlamamış genç bir kızdır ve okula gidip gelirken Afgan işçi Heiran’a aşık olur. Heiran kızı babasından istemesine rağmen babası Mahi’yi ona vermez.

Onlarda kaçarak evlenir ancak film öyle bir sonla biter ki etkisi uzun zaman devam eder.

Özellikle de sizde…

Ali Altunkaya, Efendi Dergi

 

Cennetin Rengi

Cennetin Rengi – İran Filmi

Allah her yerdedir, onu hissedebilirsin…

Bu dokunaklı hikaye kör bir çocuk olan Muhammed’in çevresinde gelişir.

Yaz tatili geldiğinde Muhammed için Tahran’daki okulundan ayrılıp tatile çıkma zamanı gelmiştir. Sabırsızlıkla babasını bekler, böylece birlikte evlerine dönebileceklerdir. Ancak babası Muhammed’in kör olması nedeniyle oğlundan utanmaktadır ve bu nedenle de okula beklediğinden daha geç varır. Müdürden, oğlunu yaz boyunca bu okulda tutmalarını istese de başarılı olamaz ve oğlunu alıp eve dönmek zorunda kalır.

Bu dokunaklı ve çarpıcı yapıt İran’da yetişen en önemli yönetmenlerden biri olan ve benimde en çok takip ettiğim Majid Majidi imzalı.

Beni en iyi ağlatan filmlerden bir tanesi diyebilirim size…

Ali Altunkaya, Efendi Dergi

Cennetin Çocukları

Cennetin Çocukları filminde sizi Ali ve Zehra isimli iki kardeşin öyküsü bekliyor. Onlar karşılaştıkları sorunları aileleriyle paylaşmayıp kendileri çözmeye çalışıyorlar.

En büyük sorunları ise Zehra’nın kaybolan ayakkabılarıyla ilgili. Ali Zehra’nın ayakkabılarını kaybettiği için kendi ayakkabılarını kardeşiyle paylaşmak zorunda kalıyor, çünkü yeni bir çift ayakkabı alamayacak kadar yoksullar. İki kardeş günlerini tek bir çift ayakkabıyı paylaşarak geçirmeye çalışıyorlar, Zehra sabahları okula giderken giyiyor, öğleden sonra ise Ali.

Yine İran yapımı olan bu filmde, usta yönetmen Majid Majidi, yürek ısıtan, çocuksu bir masal havasında Ali ve Zehra’nın yaşantısında dolaştırıyor kamerasını. Ayrıca film 1999 yılı En İyi Yabancı Film Oscar’ının da sahibi…

Ali Altunkaya, Efendi Dergi

Altın ve Bakır

Altın ve Bakır – İran Filmi

Mevlana Celaleddin Rumi ’’Aşk ile acılar lezzete, bakır ise altına dönüşür’’ diyor ya; işte onun gibi ’’Aşkın değişim gücü’’nü anlatan şahane bir film yer buluyor kendine bu minik listemde.

Seyyid Rıza; eşinin Multipl Skleroz hastası olmasından sonra, nice zorluklarla edindiği ilmini hayata geçirmek zorundadır. Film, Tahran’daki günlük hayat ile, en derin ve temel islami öğretiyi, yani aşkı; Hafız-ı Şirazi ve Celaleddin Rumi’nin şiirsel diliyle birleştiriyor.

Ev işlerinde eşine yardım etmekten kaçınan, sırf ilim öğrenmek derdinde olan, toplumdan kopuk ve umursamaz bir din talebesinin; gönlünün derunundaki aşk sayesinde, fedakar ve cefakar bir babaya, toplumla iç içe bir halk adamına ve en önemlisi çok bilmiş bir alimden çok uygulayan bir abide dönüşmesi çok güzel işlenmiş.

Ali Altunkaya, Efendi Dergi

Allah Yakındır

Allah Yakındır – İran Filmi

Tertemiz kocaman bir yüreği var Rıza’nın. Bu dünya için fazla hassas kalbinin, zamanın bir diliminde fena incineceğini hissederek izliyorsunuz filmi.

Rıza motorsiklet taksiciliği yapmaktadır. Taşıdığı insanlardan biri olan köyün yeni muallimine aşık olur. Kendi büyük aklı küçük kalan Rıza’yı bu aşk pişirecek, olgunlaştıracaktır.

Öğretmenin medresede ilk dersi Ab’dır. Aslında Ab-ı hayat dersini alır Rıza da bu aşkla. Bir damla su ister aşk ile yanan gönlüne, Allah ise ona yağmur yağdırır.

Önce bir maşukta tecelli eden aşk onu İlahi olana götürür. Rıza’nın yolculuğu meczup iken Mecnun’a, Leyla’dan Mevla’ya süren kadim bir yolculuktur.

MaFiHayal

Bir Ayrılık

Bir Ayrılık – İran Filmi

Kim haklı, kim haksız? Doğru ve yanlış hangisi?.. ve benzeri birçok sorunun cevabını bulamıyoruz yine bir Asghar Farhadi filminde. Aslında bu sorular için bir cevapta aramıyoruz çünkü her karakter kendi açısından haklı ve diğerinin bakış açısı ile ise tamamen haksız.

Kocaman bir belirsizlik beliriyor hikayede aniden. Ve biz bu belirsizlik karşısında hikayedeki tüm karakterlerin değişimini ve asıllarının ortaya çıkışını seyrediyoruz.

Filmde İran’da kadınların konumu, sınıf mücadelesi ve benzeri birçok sosyolojik ve politik eleştiriler mevcut. Örneğin Raziye’nin evinin Nadir’in evine çok uzak olması ile sınıf farklılığına derin bir gönderme yapılıyor. Yine Raziye’nin Alzheimer hastası babayı yıkayabilmek için fetva istemesi. Eşinin izin vermeyeceğini bildiği için çalıştığını eşinden gizlemesi özellikle alt gelir sınıfı kadınları üzerindeki baskıyı anlatıyor. Fakat tüm sosyo-politik koşullardan ve modernleşme yorumlarından bağımsız olarak benim filmi izlerken baştan sona hissettiğim derin bir “vicdan muhasebesi”.

Prensiplerinden asla taviz vermeyen inatçı bir adamın, evladı için daha iyisini isteyen bir annenin, borç içindeki eşine destek olmak isteyen bir kadının kendi açılarından haklı kavgaları hikayeyi bir drama dönüştürüyor. Bu dramın ortasına ise anne ve babası arasında seçim yapmak zorunda kalan 11 yaşındaki Termeh bırakılıyor. Termeh ile birlikte sanki bizde bir seçim yapmak zorunda bırakılıyoruz. Ve kimi seçersek seçelim bu vicdan muhasebesinde , vicdanımız hiç rahatlamıyor.

MaFiHayal

Elly Hakkında

‘Besser ein ende mit schrecken als ein schrecken ohne ende’

‘Acı bir son, sonsuz bir acıdan daha iyidir.’

Aslında film yukarıdaki bu cümleyi bir hikayeye dönüştürmüş ve bize anlatmak istiyor gibi.

Eğlenceli bir tatil yolculuğu ile açılıyor sahne, mutlu çiftler ve çocuklar, güzel bir arkadaşlık hikayesi anlatacak bize diye beklerken olaylar hiçte öyle gelişmiyor.

Filmin karakterleri günlük hayatta karşılaşabileceğimiz sıradan insanlar. Bu sıradan insanlar bir belirsizlik durumu ile karşı karşıya kalıyorlar. Ve belirsizliğin her şeyi bir anda nasıl da değiştirebileceğini tüm gerçekliği ile gösteriyor film. Karakterlerin bu durum sonrası değişimleri, birbirini suçlama ve kavga sahneleri ile çok iyi yansıtılmış.

Hayatın iki büyük dersini izliyoruz bu filmde;

İnsanın gerçek karakteri her şey yolundayken değil bir belirsizlik durumunda ortaya çıkıyor.

Aslında tanıdığımızı sandığımız hiç kimseyi tam olarak tanıyamıyoruz.

Ve bence Elly Hakkında filmi “insanın önce kendi menfaatini düşündüğü” gerçeği ile son buluyor.

MaFiHayal

Cennetin Çocukları

Açılış Sahnesi :

Bir ayakkabı tamircisi, bir çift kurdelalı pembe ayakkabıyı tamir ediyor. Bir erkek çocuk tamirciye teşekkür ederek ayakkabıların ücretini ödüyor ve koşarak oradan ayrılıyor. Bir manava uğruyor, ayakkabı poşetini meyve kasalarının arasına koyuyor ve patates seçmeye başlıyor. Manavın ücretini ödeyip oradan ayrılacakken ayakkabı poşetinin yerinde olmadığını fark ediyor. Kaybolan bu pembe ayakkabılar bizi iki küçük kardeşin tertemiz hikayesine davet ediyor. Ali ve Zehra’nın…

Pembe ayakkabıların yolculuğu bu çocukların yolculuğuna dönüşüyor. Hayatın zorlukları ile mücadele eden bir ailenin yaşları küçük ruhları çoktan büyümüş iki çocuğu onlar. Cennetin Çocukları filmi ile biz Ali ve Zehra’nın küçük dünyalarına misafir oluyoruz.

Bu pembe ayakkabılardan başka ayakkabısı olmayan küçük Zehra’nın hüznü, Ali’nin suçluluk duygusuyla iyice ağırlaşan omuzları… Hayat bu iki küçük yürek için ne kadar zor, yoksulluk ise ne kadar derin olabilir?

Masum, sıcacık, huzur dolu bir hikaye en çokta “Gerçek”…

MaFiHayal

Elma ve Selma

Allah’ın adıyla.

Elma ve Selma

Yaklaşık 80 dk’lık 2011 İran yapımı bir film kendisi. Her şey bir elmanın Sadık adlı bir din öğrencisinin yanına düşmesiyle başlıyor. Devamına girmiyorum, heyecanı kaçmasın. Filmin bir çok yerinden kısa kısa dersler çıkarabileceğimiz kesitler var, bence heybemizi iyice doldurabiliriz. İzlemek isteyenler için film pek uzun olmadığı için elinizi çabuk tutun derim. Sonra da aşağıya yorum yazın, beraber tahlil yapalım. Çünkü herkes farklı farklı noktalara dikkat ediyor, bu da bize yarar sağlayacaktır. Bakalım neler çıkacak?

Özellikle İslamiyetin yeme içme konusunda helal ve haram kavramları üzerine düşünmemizi sağlıyor. Belki de yeyip içtiklerimizin helal ve haramlığını düşünmenin, nedeni sorgulamanın zamanı gelmiştir, ne dersiniz?

Selametle, dua ile…

Bendehane

The Color of Paradise – Cennetin Rengi (1999)

Filmin orijinal adı Rang-e Khoda, İran yapımı bir film. Daha önce hiç İran filmi izlemeyenlere ilk önce izlemesini önerdiğim bir film. Filmi anlatmadan önce İran Sinemasından biraz bahsedeceğim. Her ülkenin genel bir bakış açısı vardır, milletini yansıtan. İstisnaları da kaide dışına alırsak genelde Türkiye’de komedi baskın kalır. Diğer dallarda da yapılan filmler var ama ilk akla gelen nedense komedi ya da aksiyon oluyor. Genelde önerilen filmlerde böyle burada. Biraz farklılık katalım istedim.

İran sineması başarısını dram dalında kusursuz kanıtlıyor, beni hayran bırakan yanıdır belki de. Çok doğal, etrafınızdan birinin hayatını izliyormuş gibi bakar buluyorum kendimi. Ardından izleyicisini boş göndermiyor, gösterişten uzak kalıp bir anda hayatın anlamı üzerine düşüncelere götürüyor. İran Sineması’nda Majid Majidi’nin yeri apayrıdır. İzlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Cennetin Rengi, görme engelli bir çocuğun, Muhammed’in sadece dokunma ve duyma hislerini kullanarak dünyayı ve çevresini anlama çabasını konu edinmektedir. Muhammed’in annesi hayatta değildir. Babası ve iki kız kardeşi ve birde çok sevdiği babaannesi şehre uzak bir köyde yaşamaktadırlar. Muhammed şehirde okula devam etmektedir. Fakat yaz dönemi geldiği için okul kapanır ve Muhammed köye babasının yanına dönmek durumunda kalır.

Babası yeni bir eş adayı ile evlenmeyi düşünmektedir fakat görme engelli Muhammed’in bu evlilikte sorun olacağını düşünür ve onu köye getirmek istemez. Dram türündeki İran yapımı bu film baba -evlat ilişkilerini, görme engelli bir çocuğun hayatın anlamını, Allah’ı anlama çabasının yoğun duygular içinde işlemektedir.

Vicdanınızı hatırladınız dimi… Vicdanınızdan uzakta yaşamamanız dileğiyle…

Carmita, Film-Önerileri