Kategori arşivi: Zeynep Ece

Ahududu

Çocuk sahibi olamayan evli bir çiftin hikayesi olarak başlayan Ahududu filmi, bir kadının başkalarının çocuğunu kendi evladı gibi sahiplenmesiyle sonlanıyor. Gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız bu film, gerçek insan ve çocuk sevgisinin ne denli büyük olabileceğini gözler önüne seriyor.

Çocuk sahibi olmak isteyen fakat uzun uğraşlar sonucu başarılı olamayan Hamit ve Hüma, son çare olarak tüp bebek yöntemiyle şanslarını denemeye karar verirler. Birkaç taşıyıcı anne adayıyla görüştükten sonra yolları Rızvan ile kesişir. Rızvan, kendi halinde ve hasta kocasına bakan bir kadındır. Paraya ihtiyacı olduğu ve sevap işleme düşüncesiyle Hamit ve Hüma’nın taşıyıcı annelik teklifini kabul eder. Olaylar bundan sonra gelişmeye başlar…

İlk aylarda her şey yolundadır. Hüma’nın isteği üzerine, taşıyıcı annelik konusu anne babaları dahil en yakınlarına bile söylenmeyecektir. Hüma, çocuğu kendisi doğurmuş gibi davranmak istemektedir. Bu nedenle herkesten gizli geçen 3-4 ayın sonunda, Hamit ve Hüma çifti, düzenli olarak Rızvan’ı ziyaretlere devam etmektedir. Bu ziyaretlerden birine giderken talihsiz bir kaza geçirirler ve Hüma hayatını kaybederken, Hamit hafızasını yitirir. Hüma’nın hayatını kaybetmesiyle her şey değişecektir.

Kazanın ardından aileden bir türlü haber alamayan Rızvan endişelenir. Tüp bebek tedavisini uygulayan doktorun yanına gider fakat o da şehir dışındadır. En sonunda ailenin adresine ulaşır ve oraya gitmeye karar verir. Ancak bu sırada hasta eşi Kemal hayatını kaybeder ve eşinin erkek kardeşi akıl hastanesinden çıkarak bir süreliğine Rızvan’ın yanına yerleşir. Tüm bu gelişmeler, Rızvan’ın hayatının hangi yöne gideceğini şekillendirmektedir.

Rızvan, kayınbiraderinin onu takip ettiğinden habersiz, hafızasını kaybetmiş olan Hamit’in evine gider ve onunla çocuk meselesini konuşur. Aradan bir süre geçtikten sonra Hamit’in hafızası yerine gelir ve Hüma’yı, tüp bebekle sahip olacakları çocuklarını hatırlamaya başlar. Ancak bu sefer başka bir sorun vardır; Hamit, çocuğu istemiyordur. Ancak Rızvan, hamilelik 4 ayı geçtiği için bir cana kıymayı kabul etmez ve ne olursa olsun çocuğu doğurmaya karar verir. Çocuğu doğurduktan sonra babasına verecek veya o istemediği durumda kendisi bakacaktır. Bu sırada beklenmedik bir şey olur ve rahmetli kocasının erkek kardeşi, Hamit’i bıçaklayarak öldürür. Haberi karakolda alan Rızvan yıkılır. Her şey daha kötüye gidemez derken bebeğin de karnında öldüğü düşüncesiyle doktor ile buluşan Rızvan, bebeğin yaşadığını öğrenir. Rızvan ile minik bebeğin kaderi bir çizilmiştir ve bundan sonraki hayatları beraber geçecektir.

Son sahneye kadar izleyicide merak uyandıran Ahududu filmi, hayatın bizim için çizdiği yolları asla bilemeyeceğimizi anlatıyor. Bebek sahibi olmak isteyen bir çiftin mutlu hikayesi olarak başlayan film, gelişme bölümünde birçok dramatik olayla biçimleniyor ve sonunda yine buruk bir mutlulukla sonlanıyor. Ailecek, biraz duygulanarak biraz merak ederek izleyeceğiniz harika bir film.

Sevginin Aşamayacağı Engel Yoktur

Engel, zihinde ya da bedende değildir, kalplerdedir… Sevgi Zamanı, engelleri aşabilmenin yalnızca sevgiyle mümkün olabileceğini anlatıyor. Başlangıçta ailesi tarafından istenmeyen ve yük olarak görülen Babek’in, tüm dışlanmalara rağmen ailesini sevmekten hiç vazgeçmeyerek neler başarabileceğini gösteren, harika bir film.

Babek 8 yaşında ve engelli bir çocuktur. Yaşları yakın olan erkek kardeşi Afşin, Babek’i dışlamakta ve ondan utanmaktadır. Her fırsatta kardeşine şiddet uygulayan Afşin, kendisiyle dalga geçilmemesi için Babek’i kendi arkadaş ve okul ortamından uzak tutmaktadır. Babek’in annesi Peri, onu en karşılıksız ve saf sevgiyle seven kişidir. Babası, Babek nedeniyle sürekli izin aldığı için işten atılmıştır. Bir gün, iki kardeş arasındaki kavgalara daha fazla dayanamaz ve çareyi Babek’i özel bir bakım evine yatırmakta bulur. Peri buna müsaade etmez ancak Muhsin kafasına koymuştur. Peri’ye söylemeden Babek’i bakım evinin bahçesine bırakır ve eve döner. Peri bu durumu öğrendiğinde evlilikleri yıkılma noktasına gelir. Peri, her şeye rağmen oğlunu orada bırakmaz ve onu alır. O günden sonra her şey yavaş yavaş değişecektir…

Bakım evine bırakıldıktan sonra Babek, aile bireyleri dışında kimseye görünmeme konusunda çok daha hassastır. Herhangi birinin onu görmesi durumunda evden kovulacağını düşündüğü için eve birileri geldiğinde daima odasında kalmaktadır. Afşin’in doğum günü sebebiyle tüm arkadaşları evde toplandığı bir günde Babek ve Mecit’in şefkat dolu arkadaşlığı başlar. Çocukların saklambaç oynadığı sırada Afşin’in sınıf arkadaşı Mecit’in yanlışlıkla Babek’in odasına girmesiyle Babek ile Mecit karşılaşırlar ve aralarında önce arkadaşlık sonra sevgi bağı oluşur. Mecit, Babek’in neden bir odada tutulduğuna anlam verememektedir. Onu da diğer çocuklardan ayırmayan Mecit, Babek’e yazı yazmayı, okumayı, matematiği ve sayıları gizli gizli öğretmeye başlar. Bu gizli dostluk, Babek için dış dünyanın kapılarını aralamak üzeredir.

Mecit, Babek’i okul görmesi için gizlice okula getirir. Afşin’in sınıfına giren Babek’le tüm sınıf dalga geçer. Ancak öğretmen bu durumdan çok etkilenir ve Babek için bir şeyler yapması gerektiğini anlar. Ailenin evlerine gider ve onlarla konuşur. Her iki kardeşle de birebir ilgileneceğini fakat Babek’i bir odaya hapsetmemeleri gerektiğini söyler. Baba Muhsin başta bu işe karşı çıkar fakat sonra kabul eder. Öğretmen her iki kardeşle de eşit şekilde ilgilenmekte ve derslerine yardım etmektedir. Ancak Babek hâlâ okula gitmiyordur. Kardeşiyle olan çatışmaları da henüz son bulmamıştır. Kardeşi her fırsatta Babek’i aşağılamaya, itip kakmaya devam ediyordur.

Zaman geçer ve Babek derslerinde çok büyük ilerleme kaydeder. Onun bu başarısı en çok annesini gururlandırmaktadır. Bir gün Babek matematik dersinde Afşin’e yardım etmeyi teklif eder. Bu günden sonra Muhsin ve Peri, Babek’i de okula yazdırmaya karar verirler. Babek, okuldaki sınavları başarıyla verir ve kayıt olma hakkı kazanır. Afşin henüz buna hazır değildir, evde problemler devam etmektedir. Bir gün sokaktaki çocuklar Afşin’i döverken onu kurtarmaya Babek gelir. Afşin, o gün kardeşinin onu ne kadar karşılıksız sevdiğini anlar. Mevsimler geçer ve gerçek sevginin gücüyle iki kardeş birlikte okula gidip gelmeye başlarlar.

Sevgi Zamanı, engelleri aşmanın ancak sevgiyle mümkün olabileceğini gösterirken, aynı zamanda engelli bireyleri dışlamanın eğer aileden başlarsa çok daha kötü sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne seriyor. Toplum baskısıyla, kendi kanından utanan anne babalar ve hatta kardeşler, engelleri aşılmaz hale getirebiliyor. Eğer ailede kabullenme ve engelli bireye saygı oluşursa, toplumun o bireyi kabullenmesi de o kadar kolay oluyor. Fırsat verildiğinde engel diye bir şeyin olmayacağını gözler önüne seren bu duygu dolu filmi severek izleyeceksiniz.

Zeynep Ece

 

Her Şeb Tenhayi

Hayatın içinde yalnız mıyız? Ailemiz, eşimiz, sevdiklerimiz aslında yanımızda değiller mi?.. Her Gece Yalnızlık, yalnızlık kavramın farklı bir pencereden bakıyor.

Hamit ve Atiye yaklaşık 2 yıllık evli bir çifttir. Atiye, bir radyo programında evli çiftlere tavsiyeler vermektedir. Kendi evliliğinde de birtakım sorunlar ortaya çıkar. Atiye, bunları nasıl çözeceğini de düşünmeye ve yazmaya başlar…

Tedavisi zor olan bir hastalığa yakalanan Atiye, babasını aynı hastalıktan yıllar önce kaybettiği için ameliyat olmayı reddetmektedir. Ameliyat olmazsa yalnızca birkaç aylık ömrü kalmıştır. Ancak Hamit ameliyat seçeneğinden vazgeçmemiş ve karısını tatil amaçlı olduğuna ikna ederek Meşhed’e getirmiştir. Karısına burada bir türbeyi ziyaret etmesi için getirdiğini söylemiştir fakat ameliyat için de ikna etmeye çalışmaktadır. Atiye’nin aklında ise bambaşka fikirler vardır…

Hamit karısına çok iyi davranıyor ve hiçbir yaptığına, söylediğine kızmıyor, sinirlenmiyordur. Atiye ise bu durumdan oldukça rahatsız olmuş ve hastalığının ilişkilerini böyle etkilemesini istememektedir. İkilinin arasında bu durum sorunlara neden olmaya başlar. Atiye, Hamit’in kendisine sırf hasta olduğu için böyle davranmasını istememekte ve içinden geldiği gibi davranmasını istemektedir.

Atiye Meşhed’de iki kere türbeye gider. İkisinde de farklı kayıp olayları yaşar. Birinde yaşlı bir kadın kaybolmuştur, onu kayıp bölümüne bırakır. İkinci gün ise küçük Azeri bir kız çocuğu bulur. Kızla tüm gün vakit geçirir. Küçük kız kaybolmuştur ve ona sığınmıştır. Kendisi de farklı düşünceler içinde kayıptır aslında. Fakat o kime sığınacaktır? Kendini bu küçük kızla özdeşleştirir ve o gün kafasında farklı kararlar oluşmaya başlar.

O günü hiç unutmamak için küçük kızla fotoğraf da çektirir. Günün sonunda annesi küçük kızı bulur ve giderler. Atiye’nin ise Tahran’a dönüş günü gelmiştir. Trende giderken izleyiciye küçük kızla geçirdiği günün hatırası olan fotoğrafı gösterir. Bunun anlamı, ameliyat olmaya karar vermiş olduğudur. Atiye, yaşamdan ve sevdiklerinden vazgeçmeyecek ve onlara sığınacaktır. Hamit ile Atiye’nin birbirlerine olan aşkını, hiçbir hastalık gölgeleyemecektir…

Evlilikteki anlayışın, uyumun ve özverinin ne kadar önemli olduğunu anlatan Her Gece Yalnızlık filmi, dramatik sahnelerinin yanı sıra romantik sahneleriyle de dikkat çekiyor.

Zeynep Ece

Serçelerin Şarkısı

Serçelerin Şarkısı, paranın her şey olmadığını ve mutlu bir yuvaya sahip olmanın her şeyden önemli olduğunu anlatan harika bir aile filmi.

Kerim ve eşi Nergis, köyde yaşayan 3 çocuklu mutlu bir ailedir. En büyük kızlarının işitme cihazı bozulunca Kerim kendini Tahran’da daha çok para kazanmak için çalışırken bulur. Kızının sınav dönemi yaklaştığı için Kerim bir an önce yeni bir cihaz almak ister. Daha çok para kazanırsa kızına en iyi işitme cihazını alabilecektir…

Devekuşu bakıcılığı yapan Kerim, kızının işitme cihazı için patronundan avans istemeyi düşünürken devekuşlarından bir tanesi kaçar ve Kerim işten kovulur. Ertesi gün işitme cihazını tamir ettirmek için Tahran’a gider. Fakat tesadüfler birbirini kovalar. Motoruyla onu gören birisi onu motorlu taksi zanneder ve motora biner. Böylece Kerim, motorlu taksi işini yaparak günde çok fazla para kazanabileceğini fark eder. Günler birbirini kovalar, Kerim her gün farklı insanları bir yerden bir yere taşıyor ve çok para kazanıyordur. Kızı için bu işe başlayan Kerim gittikçe amacından uzaklaştığını fark etmez…

Kerim Tahran’da motorlu taksi işini yaparken küçük oğlu da evin yakınlarındaki içi çamur dolu su deposunu balıklarla dolu bir akvaryuma dönüştürme hayalini gerçekleştirmeye çalışıyordur. Balık almak için parası yoktur fakat çalışıp kazanacağına inancı tamdır. Arkadaşlarıyla birlikte dev bir akvaryum yapmak ve balık sayısını çoğaltıp satarak milyoner olmanın hayallerini kuruyorlardır. Ancak Kerim, çocukların bu hayallerini hiç önemsemez. O su deposunun çamurdan arınması ona imkansız gelmektedir. Çocuğunu bu fikirden vazgeçirmek için elinden geleni yapar ancak oğlu Hüseyin bu fikirden vazgeçmez. Kerim bir gün su deposuna gittiğinde orayı tertemiz suyla dolu, serçelerin yuva yaptığı bambaşka bir dünya olarak bulur…

Kerim, motorlu taksicilik işini yaparken birçok kez parayla sınanır. Ancak bu sınamalardan başarıyla geçer ve asla hak yemez. Kazandığı parayı ve eve getirdiği eşyaları komşularından, akrabalarından sakınmaya başlayan Kerim, hatasını çok geçmeden anlayacaktır.

Bir gün evde bir kaza sonucu Kerim düşer ve bacağını kırar. Günlerce yataktan kalkamaz ve çalışamaz hale gelir. Babasının durumuna üzülen büyük kızı, işitme cihazı çalışmadığı halde çalıştığını söyler. Oğlu Hüseyin ise babası çalışamadığı için günlük az bir yevmiyeye çalışmaya başlamıştır ve elleri yara bere içindedir. Ancak asla bu durumdan şikayet etmez. Kerim anlar ki, bu dünyada en önemli şey, iyi ve hayırlı evlatlar yetiştirmiş olmaktır. Paranın aile mutluluğuna hiç etkisi olmadığını da anlar.

Ailenin değerini anlatan Serçelerin Şarkısı, evinizde serçelerin şarkı söylemesi için neler yapmanız gerektiğini anlatıyor diyebilirim. Aile içindeki mutluluğu ve huzuru nerede aramanız gerektiğini fark edeceksiniz.

Zeynep Ece

Davul Bile Dengi Dengine Çalar

Keyifli bir aile filmi izlemek isteyenleri böyle alalım… “Davul Dengi Dengine” filminde, bazen kendi hayatımızda, bazen ise çevremizde şahit olduğumuz bir soruna ışık tutulmuş. Denklik, maddi zenginlikle mi ölçülür, manevi zenginlikle mi?

Kasım, babasıyla birlikte yaşayan ve esnaflık yapan bir adamdır. 35 yaşına gelmesi sebebiyle sık sık evlilikle ilgili sorulara ve baskıya maruz kalmaktadır. Abisinin eşi yani yengesi, Kasım’a uygun bir talip bulmak için çabalamaktadır. Fakat yengesinin bulduğu talipler Kasım’ın gönlüne hitap etmez, bazısı da onu beğenmez. Kasım daha fazla görücüye gitmemeye karar verir. Kader, Kasım’ın dengini onun ayaklarına getirecektir…

Kasım’ın bir dükkanı vardır. Burada fotokopi de çekmektedir. Bir gün dükkanına öğretmen Reyhane hanım gelir ve dava dilekçesi yazmak için kağıt almak istediğini söyler. Abisinin onun çeyizini kendi karısına götürdüğünü ve ona dava açacağını anlatır. Kasım, ona abisini affetmesini ve dava açmamasını söyler. Reyhane de bu sözleri dikkate alır ve abisini affeder.

Bu sırada Reyhane’nin abisi Said’in hayatı da tüm detaylarıyla filmde yer alıyor. Mahbube ile evli olan Said, doğduğundan beri fakirdir ve fakirdik canına tak etmiştir. Mahbube’nin çeyizi yoktur, bu sebeple ona kardeşinin çeyizini götürür. Mahbube oldukça alçakgönüllü ve azla yetinmeyi bilen bir kızdır, bu çeyizi kabul etmek istemez. Said ise karısına pahalı hediyeler almak ve zengin bir hayat sürmek istiyordur. Bütün bunları isterken göz ardı ettiği bir şey vardır; maneviyatın en büyük zenginlik olduğu…

Said ve Reyhane’nin annesi, varlıklı sayılabilecek bir kadının yanında yardımcı olarak çalışmaktadır. Bir gün annesi Said’e kitapların tozunu almasında kendisine yardım etmesini ister. Fakat Said o evde içindeki kötülüğe yenik düşer ve kadının kolyesini alarak karısına hediye olarak götürür. Bunu öğrenen ev sahibi Said’e hayatının dersini verir. Ona fakir olmadığını, çevresindeki insanların onu sevmesinden daha büyük zenginlik olamayacağını söyler ve Said’in gönül gözünü açar.

Bu sırada Kasım, Reyhane’yi istemeye karar verir. Fakat gözü maddiyattan başka bir şeyi görmeyen yengesi, Reyhane’yi ve annesini küçümseyerek bu işi bozar. Bir süre Reyhane ile görüşmeyen Kasım, sonunda yanlış yaptığını fark ederek Reyhane’nin okul çıkışına gider. Reyhane ile Kasım birbirlerine denktirler, hem de birçok çiftin olamayacağı kadar gönülden denktirler…

Mutlu sonla biten Davul Dengi Dengine filminde, her karakterden mutlaka alacağınız bir hayat dersi çıkacaktır. Kasım’ın babasıyla olan ikili diyalogları da oldukça keyifli ve öğretici.

Denklik gözde değil kalptedir, görebilene…

Zeynep Ece

Elma ve Selma

“Allah kuluna kâfi değil midir?” ayeti üzerine temellendirilen harika bir film; Elma ve Selma. Filmde, genç bir din öğrencisi olan Sadık’ın, ağaçtan düşen bir elmayı yemesi ve sonrasında yaşadıkları anlatılıyor.

Elma ve Selma” filmi, Sadık’ın medreseden ailesinin yanına gelmesiyle başlıyor. Sadık, annesi ve babasıyla bir süre vakit geçirdikten sonra, halasının kızıyla evlenmek için yola çıkar. Fakat yolda tesadüf eseri, halasının kızıyla evlenmek isteyen eski bir arkadaşıyla karşılaşır. Sadık, ikisinin birlikte daha çok mutlu olacağını düşünerek aralarından çekilir ve medreseye dönmek üzere yoluna devam eder.

Ne var ki, işler Sadık’ın beklediği gibi gitmeyecektir. Medreseye doğru yürüyerek giden Sadık, ağaçlar arasında bir bahçeden geçerken ezan sesini duyar ve elma ağacının altında namazını kılar. Namazı bittiği sırada yoğun rüzgar sebebiyle ağaçtan bir elma, hemen yanındaki derenin içine düşer. Sadık, elmadan bir ısırık alır. Bu ısırık, Sadık’ın hayatında bir dönüm noktası olacaktır. Burada Sadık’ın hatırlaması gereken tek şey, babasının ona anlattığı iki meleğin hikâyesidir. Bu hikâyede ana konu, kötü olayların özünde iyi olabileceği ve her şeyin bir imtihan olmasıdır.

Elmadan bir ısırık aldıktan sonra hemen ileride yaşlı bir adam görür. Bahçenin sahibi olduğunu düşünerek yanına gider. Elmadan bir ısırık aldığını ve hakkını helal etmesini ister. Fakat yaşlı adam yalnızca bahçıvandır. Ona bahçenin gerçek sahibinin, Seyyid Celal’in adresini verir. Sadık, bir elma ısırığının helalliğini almak için tekrar yollara düşer.

Seyyid Celal’i bulur fakat bahçe ona da ait değildir. Bahçenin sahibi, Seyyid Celal’in yeğeni Selma’dır. Selma, Sadık’ın bir elmanın helalliği için bu kadar acı çekmesine oldukça şaşırmıştır. Fakat Sadık, bir elma ile bin elma arasında bir fark olmadığını düşünmektedir. Selma elmayı helal etmek için bir şartı olduğunu söyler ve ölen babası adına Kur’an okumasını ister. Helallik almak için birkaç gün boyunca Seyyid Celal’in ve yeğeni Selma’nın misafiri olan Sadık bir gece rüyasında Selma ile evlendiğini görür. Bilmediği bir şey vardır; aynı rüyaları Selma da görmektedir…

Elma için helallik alan Sadık, medresesine dönmek için tekrar yola çıkar. Fakat kaderine yazılmış olan gerçekleşecektir. Yolda Seyyid Celal ile karşılaşır ve Selma’nın kayıp olduğunu öğrenir. Selma’yı her yerde aradıktan sonra bir kayalığın üzerinde uykuya dalar. Burada tekrar bir rüya görür ve uyanır. Ardından Selma’nın bulunduğu haberini alır.

“Elma ve Selma” filminin in kader üzerine yazıldığını söyleyebiliriz. Filmde birçok olay tesadüfler üzerine gerçekleşiyor. Sadık’ın bir elma ile başlayan hikâyesi, Selma ile bitiyor…

Zeynep Ece

Altın ve Bakır

“Çünkü aşk ilmi, hiçbir kitapta yazmaz…” Bu cümlelerle bitiyor “Altın ve Bakır” filmi. Ben de bu cümleleri, filmi en iyi özetleyen cümle olması sebebiyle, en başa almayı uygun buluyorum.

Altın ve Bakır“, Seyyid Rıza ile Zehra Sadat’ın, vefa ve aşk üzerine kurulu hikâyesini konu alıyor. Seyyid Rıza ve Zehra Sadat, sekiz yıllık evli, mutlu bir çifttir. Atıfe ile Emir Ağa adında iki küçük çocukları vardır. Seyyid Rıza, din öğrencisidir ve eğitimini tamamlamak üzere ailesini de alarak Tahran’a gelir. Bu mutlu evlilik zorluklarla sınanacak ve zafer aşkın olacaktır…

Seyyid Rıza, din eğitimine başlar. Zehra Sadat ise çocuklarla ilgileniyor, ev işlerini yapıyor ve evin maddi durumuna katkı sağlamak için evde halı dokuyordur. Son zamanlarda gözleri çift görmeye başlar ve bazen güçten düşmektedir fakat bunları önemsemez. Kendi dertleriyle kocası Seyyid Rıza’yı telaşlandırmamak için, hastalığının belirtilerini görmezden gelir.

Bir gün Zehra Sadat’ın kapı eşiğinde düşmesiyle birlikte hastane günleri başlar. Zehra’ya MS (multipl skleroz) teşhisi konulur. Seyyid Rıza iki küçük çocukla bir başına kalmıştır ve ne yapacağını bilemez haldedir. Sabah Atıfe’yi okula bıraktıktan sonra küçük oğluyla birlikte okula gider fakat dersi kapıda dinlemek zorunda kalır. Onu kucağında çocukla görenler de alaycı bakışlar atmaktadır. Böylece Rıza, bir süre okula gitmez. Tedavi masraflarını karşılayabilmek için, karısının yarım bıraktığı halıyı dokumaya devam eder. Neredeyse imkânsız denilebilecek kadar kısa bir sürede halıyı tamamlar. Bu, Seyyid Rıza’nın, sekiz yıl boyunca ondan ilgisini, sevgisini, şefkatini eksik etmeyen karısı için gösterdiği ufak bir vefadır yalnızca. Çocuklara bakmak, evin temizliği ve yemeği, hatta “yapmam” dediği şeyleri bile yapar Rıza… Çocuklarla ip atlar, oyunlar oynar, onlara hem anne hem de baba olur.

Birkaç gün sonra Zehra Sadat taburcu olur ve tekerlekli sandalye ile evine gelir. Seyyid Rıza, eşinin mutlu olması için ona hediyeler alıyor ve hastalığından asla şikayet etmiyordur. Fakat Zehra, evin bütün işlerinin kocasının omuzlarında olmasını içine sindiremez. Bu sebeple tartışırlar ve ilk kez birbirlerine bağırırlar. Fakat birbirini seven bu çift, özür dilemeyi ve affetmeyi de bilir.

Kapı komşuları olan ve büyükannesiyle birlikte yaşayan Down sendromlu Ayda da filme oldukça renk katmış. Zehra’nın iyileşmesi için dualar eden Ayda, çocukların bakımında da bazen Rıza’ya yardım ediyor. Ayrıca Ayda’nın teypten dinlediği Türkçe şarkılar da filme kendinizi daha yakın hissetmenizi sağlayabilir 🙂

Altın ve Bakır“, sağlıkta olduğu kadar hastalıkta da nasıl aile olunacağını izleyicilerin içine işliyor. Vefa kavramının içini kesinlikle dolduran bu filmden birçok hayat dersi çıkarabilirsiniz. Sağlığınız yerindeyken sevdiklerinize onları sevdiğinizi söylemek, bu hayat derslerinden yalnızca bir tanesi… Gerisini filmi izleyerek öğrenebilirsiniz.

Zeynep Ece

Sibğatullah

Allah’ın Boyası“, gözümüzle göremediklerimizi kalp gözüyle görebileceğimiz harika bir film. Fakat kalp gözüyle görmek için, saf ve temiz bir kalbe sahip olmamız gerekiyor.

Muhammed, görme engelli bir çocuktur. Bu nedenle ailesinden uzakta, şehir merkezindeki körler okulunda eğitim görmektedir. Okulların 3 aylık yaz tatiline girmesiyle birlikte Muhammed’in de evine gitme vakti gelir. Ne var ki, babası Muhammed’i kör olduğu için istememektedir. Oğlunu 3 ay boyunca okulda tutmaları için hocalarıyla konuşur fakat ikna edemeyince mecburen çocuğuyla birlikte köye gelir. Muhammed’in diğer çocuklardan hiçbir farkı yoktur aslında, ancak babası onun gözleri görmeyen ve bakıma muhtaç bir yük olduğuna kendini inandırmıştır.

Annesi 5 yıl önce ölen Muhammed, köyde ninesi ve 2 kız kardeşiyle birlikte keyifli vakit geçirmeye başlar. Kırlarda çiçeklerin arasında çok mutludur, hatta köy okulu öğretmeninin kabul etmesiyle birlikte, diğer çocuklar gibi okula bile gitmiştir bir günlüğüne. Çok özel bir çocuk olan Muhammed, göremese de kalbiyle görür, kalbiyle duyar her şeyi. Doğada kuşların sesini duymakla kalmaz, onların dilini anlar. Kuşların alfabesini çözmüştür adeta. Babası ise başka bir kadınla evlenme planları yapmakta ve engel olarak gördüğü oğlundan kurtulmanın yollarını aramaktadır. Bilmez ki, asıl engel kalbin kör olması ve güzellikleri görememesidir..

Bir başka köyde kör bir marangoz olduğu haberini alan baba Ramazani, Muhammed’i zorla buraya götürür ve orada bırakır. Muhammed, kimsenin onu sevmediğine emindir artık. Küçük kalbi kırılmıştır, kaderine isyan eder fakat yapabileceği bir şey yoktur. Mecburen orada kalmaya ve marangozluk zanaatini öğrenmeye başlar.

Babasının Muhammed’i götürmesi üzerine ninesi evi terk etmek ister. Oğlunun yalvarması sonucu eve döner fakat fazla ömrü kalmadığını biliyordur. Birkaç gün içinde Allah’ın rahmetine kavuşur. Annesinin ölümünden sonra yıkılan Ramazani, evlilik teklifinin reddedilmesiyle birlikte oğlunu tekrar yanına almaya karar verir. Ancak Allah, sevdiği kulunu yanına erken alacaktır…

Babası önde, Muhammed at üstünde arkada giderken, üzerinden geçtikleri köprü kırılır ve Muhammed dereye düşer. Akıntıya kapılan oğlunun arkasından bir süre bakan babası, kurtarmak için peşinden koşsa da başarılı olamaz.

Muhammed’in yüzüne Cennet’in ışığı vurur ve kuşlar öter. Muhammed için sonsuz sevginin kapıları açılmıştır artık…

Zeynep Ece

Resim Havuzu

Resim Havuzu“, aile her şeyin üstündedir temasını çok iyi işleyen bir dram filmi. Ailelerimizi biz seçemiyoruz fakat şüphesiz ki aile, bu hayattaki en değerli hazinedir.

Meryem ve Rıza, her aile gibi çocuklarını çok seven, onun için her şeyi yapabilecek ebeveynlerdir. Diğer ailelerden farkları ise, Meryem ve Rıza’da zeka seviyelerinin düşük olmasıdır. Peki, bu durum gerçekten düşünüldüğü kadar kötü müdür? Filmde, ilkokul öğrencisi Süheyl’in, küçük yaşında, bu farklılıklardan dolayı kendisiyle yaşadığı hesaplaşma anlatılıyor.

Meryem ve Rıza, hastanede birbirlerini ilk gördükleri anda aşık olurlar ve evlenirler. Bu evlilikten Süheyl ismini verdikleri bir çocukları olur. Süheyl, anne ve babasıyla tıpkı arkadaşlarıymış gibi oyunlar oynamayı, film izlemeyi ve şakalar yaparak eğlenmeyi sevmektedir. Meryem her gün aynı yemeği farklı şekillerde yapar. Başka bir yemek yapmayı öğrenmek onun için oldukça güçtür çünkü… Süheyl’in matematik ödevlerini, çalıştıkları fabrikanın mühendisine yaptırırlar. Süheyl için bunlar ufak şeylerdir fakat içinde biriktirmiştir. Neden normal bir anne babası olmadığını düşünmeden edemez.

Evde oldukça iyi vakit geçiren bu çekirdek ailenin dramı, Süheyl’in okul müdiresi Merziye Hanım’ın, Süheyl’in annesini okula çağırmasıyla başlar. Süheyl annesinden utanır ve onun okula gelmesini istemez. Meryem okula gitmesine kızan Süheyl’i akşam lunaparka götürür. Fakat Meryem oradaki dev oyuncaklardan korktuğu için hiçbirine binmeden apar topar eve dönerler. Bu olaydan sonra annesinin resim defterini yırtan Süheyl, artık utanmayacağı, normal bir anne baba istediğini söyler. Okuldan sonra müdirenin evine giden Süheyl, onun oğlu olmak istediğini söyler…

Müdire Hanım bu durumun geçici olduğunu bildiği için Süheyl’in evde kalmasına izin verir. Meryem ile Rıza bu duruma çok üzülürler. Meryem, oğluna pizza yapamadığı için gittiğine emindir. Süheyl için pizza yapmaya karar verir. Tüm pizza malzemelerini tek tek yerleştirecek kadar saf bir kalbe sahiptir. Pizzası yandığında da Süheyl’in dönmeyeceğini düşünür.

Süheyl ise anne babasını merak etmektedir. Evin çocuğu olmasına rağmen, Meryem ve Rıza, Süheyl’in çocuğudur sanki. Eve tek başına gidip gidemediklerini, kendisi olmadan başlarının çaresine bakıp bakamayacaklarını merak etmeden duramaz. Bir gün, annesinin yapabildiği tek yemeğin müdire hanımın yemeklerinden daha güzel olduğunu söyler. Süheyl, ailenin değerini anlamış ve evine dönmeye karar vermiştir. Çekirdek ailenin mutluluğu kaldığı yerden devam eder…

İzlerken gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız sahneler için sizi şimdiden uyaralım. Filmin konusunun yanı sıra, oyuncular da oldukça iyi performans sergilemiş. Peçetelerinizi hazırlayın ve bu harika aile filmini, ailenizle birlikte izleyin.

Zeynep Ece

Allah Yakındır

Senaryosunu ve yönetmenliğini Ali Veziriyan’ın üstlendiği “Allah Yakındır” filmi, dünyevi aşktan ilahî aşka geçişin en güzel örneklerinden.

Çevresi tarafından akıl sağlığı yerinde olmadığı düşünülen ve “deli” olarak bilinen Rıza’nın, köye öğretmen olarak gelen Leyla’ya olan aşkı ve akabinde manevi aşkı bulma yolculuğunda yaşadıkları anlatılıyor.

Rıza, aslında fazla saf ve iyi niyetli bir gençtir. Abisi Yunus öldükten sonra annesiyle birlikte yaşayan Rıza, motosikletle insan taşımacılığı yapmaktadır. Köyün okul yolu bozuk olduğu için oraya araba gidememektedir. Böylece, köy okuluna öğretmen olarak gelen Leyla’yı da okula Rıza götürüp getirmeye başlar. Aralarında dile gelmeyen bir yakınlaşma başlar fakat işler Rıza’nın istediği gibi gitmez. Leyla’sı, uğruna yemeyi içmeyi kestiği aşkı, başka bir adamla evlenir.

Bu evliliğe engel olamayan Rıza, iyice derbeder olur. Adeta hayat amacını ve yaşama sevincini kaybeder. Rıza’nın içindeki aşk yavaş yavaş Allah aşkına dönüşecektir…

Aradan geçen yıllar her şeyi değiştirmiştir. Bir tek şey dışında; Rıza Leyla’yı aramaya devam etmektedir. Fakat aradığı başka bir Leyla’dır artık… Bu sırada oğlunun durumuna üzülen annesi, iyileşmesi için oğlunu türbeye getirir. Burada iki ruh da huzura kavuşacak ve Rıza, bambaşka bir insan olarak o türbeden çıkacaktır.

Motosiklet taşımacılığını bırakan ve türbede Seyyid Yahya ile birlikte her geçen gün Allah aşkına yaklaşan Rıza, artık her istediğinde yanında olabilecek, her daim onu dinleyecek ve en önemlisi onu terk etmeyecek olan maşuku arama yolculuğundadır. Bir gün, gördüğü bir rüya üzerine türbeye gelen öğretmen Leyla ile Rıza karşılaşırlar. Leyla, ona yaşadığı mecburiyetleri ve başından geçen hikâyeyi anlatır. Hayatın getirdiği tüm o zorluklardan sonra, Rıza hangi aşkın yolundan gidecektir?

Filmin, Leyla ile Mecnun’un bir uyarlaması olduğunu söylemek yanlış olmaz. Rıza artık Mecnun’dur. Tıpkı Leyla’sına kavuşamayan Mecnun gibi, tüm maddi varlıklarla ilişkisini kesmiş ve Allah aşkına ulaşmıştır. Kavuşamadığı aşkına da böylece kavuşmuştur aslında.

İnce mesajların da yer aldığı filmde, olayların yavaş seyri, izleyiciyi hikâyenin içine alıyor. Leyla ile Mecnun efsanesine de ufak dokunuşlar yapılan filmin sonu ise, yoruma açık bırakılmış. Aşkı hiçbir yerde değil, yalnızca içimizde aramamız gerektiğini anlatan bu film, mutlaka izlenmeli.

Zeynep Ece