Kategori arşivi: Çaykolik Derviş

Tales [2014]

Senaryo ve yönetmenliğini ünlü Müslüman kadın yönetmen Rahşan Beni-İtimad’ın üstlendiği İran yapımı film قصه‌ها Gısseha (KıssalarHikayelerMasallar) (2014) aslında birbirleri ile uzaktan da olsa ilintili hikayeleri işlemekte..

FİLMİN KONUSU:

Elinde kamera, farkındalık oluşturmak için bir belgesel çekmek isteyen yönetmen, insanların hikaye ve sorunlarını dinlemekte, onları filme almaktadır. Bu amaçla yola çıktığında konuşkan taksi şoförünü dinlemek zorunda kalır ve aslında işine başlamış olur.

KARANLIK GEÇMİŞİ OLAN BİR ŞOFÖR

Yurtdışına çıkarma vaadiyle kandırılan Abbas dolandırılmış, daha sonra borçlarını temizlemek için kaçakçılık işlerine bulaşmış, onu da yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Şimdi alıcılarından kaçarak yaşamakta ve taksi şoförlüğü yapmaktadır..

ESKİ BİR KOMŞU, ŞİMDİ FAHİŞE

Abbas’ın taksisine tanıdık bir kadın biner. Çocukken adı gibi Masum olan bu kadın; ağabeysinin iftiraları yüzünden evden kaçmış ve kötü yola düşmüştür. Abbas’ı dinleyince hüzünlenerek masum olduğu o zamanları hatırlar.

ÇOCUKLARI İÇİN ÇIRPINAN YAŞLI BİR DUL KADIN

Tuba Hanım, başları derde girmiş iki oğlu için çabalayıp durmaktadır. Hem uyuşturucu kaçakçılığı yapmış Abbas’ı, hem de siyasi suçlu olan diğer oğlunu kurtarmak isteyen, Tuba Hanım zor zamanlar geçirmektedir.

BİR ÖMÜR ŞEREFLE HİZMETİN ARDINDAN GÖRÜLEN SAYGISIZLIK

Eski Bütçe Planlama departmanında yıllarca emek vermiş ve vatan ve milletine hizmet etmiş olan Muhammed Cevad, şimdi, sosyal sigortanın ödemeyi reddettiği ameliyatın acil olduğunu ve bu yüzden en yakın özel hastanede yapıldığını isbat etmek için sözünün yetmeyişine inanamaz. “Her küstaha sözümü ispat etmek için pantolonumu indirip ameliyat yerini mi göstereyim?” diye eseflenir.

İŞİNİ YAPMAYAN MASA BAŞI MEMURLARI

Günlük yaşamımızda hep karşılaştığımız bu tipler; hayatın içinden olan İran sinemasında tabi ki yerini bulacak, resmedilecektir. Ghesse-ha filmindeki işini yapmayan memur, okey oynamak ile değil de; hem eşini hem de metresini idare etmekle meşgul olan bir puşttur.

ÇIKMAZ İÇİNDE KALAN ZENGİN ÇOCUKLARI

Metro yolculuğu sahnesinde karşımıza çıkan biri erkek, biri kız iki genç; zengin bir babanın şımarık çocuklarıdır. Hayatlarında verdikleri tanlış kararlar (yanlış eş seçimi veya işyeri batırmaları) yüzünden sorun yaşayan abla ve kardeş; babalarının neden kendi arkalarında durmadığını sorgularlar ve çareyi kaçırılma numarası yaparak fidye almakta bulurlar.

CEPHEDE GÖREV YAPMIŞ GAZİ BİR DOKTOR

Sonraki sahnede karşımıza bir doktor çıkıyor. Hem savaş hem de barış zamanında kendini insanların hizmetine adamış bir doktor. Mukaddes savunma savaşında kolunu kaybeden Dr. Debiri, şimdi de gönüllü olarak bir rehabilitasyon merkezinde, madde bağımlısı kızlara ruhsal tedavi vermektedir.

MADDE BAĞIMLISI EŞİNDEN SÜREKLİ ŞİDDET GÖREN CEFAKÂR KADIN

Nergis, uyuşturucu bağımlısı kocasından sürekli şiddet gören bir kadındır. Son olarak kocası, yüzüne kaynar su atmış ve onu hastanelik etmiştir. Hapse atılmaması için kocasını şikayet etmez ve tüp patlamasında yüzünün yandığını söyler polise. Kocasına da bunu yaptığı takdirde bir rehabilitasyon merkezine gidip tedavi görmesini şart koşar.

FABRİKADAN ÇIKARILAN VE MAAŞI VERİLMEYEN İŞÇİLER

Gerek İslami İran’a uygulanan uluslararası yaptırımlarla beraber gelen ekonomik sıkıntı, gerekse yanlış yönetim ve el değiştirmenin sonucunda, bir fabrika çoğu işçiye artık istihdam sağlayamamaktadır. Fabrikanın yeni sahipleri de çıkarılan işçilere tazminat ve eski maaşlarını ödemeyince işçiler protesto için fabrika önüne gider ancak fabrikanın güvenlik görevlileri ile sorun yaşarlar. İşçilerin tek istedikleri medyanın kendi sorunlarını duyurması ve yetkililerin olaya el atmasıdır.

ESKİ KOCADAN GELEN MEKTUP

Nober Kurdani Hanım, daha önce muta nikahı ile evlilik yaşamış bir kadındır. Kocası Haci Bey sekte geçirince, sağlık sorunlarını bahane eden üvey kızları, babalarını yurt dışına göndermiş ve nikahın tazelenmesine vaya daimiye çevrilmesine mani olmuşlardır. Sonraları Rıza Bey, kendisine talip olur ve evlenir. 10 yıllık cefalı ama vefalı ve mutlu evlilik, çoluk-çocuk ile de süslenmiştir lakin tüm bu düzenleri eski kocadan gelen mektup ile bir anlığına değişir.

ÇARESİZ KIZLARA YARDIMA KOŞAN BİR KADIN

Sara Hanım, uyuşturucu bağımlıları, aids hastalıkları ve diğer sorunlarla karşı karşıya gelen genç kızların yardımına koşup rehabilitasyon merkezinde gönüllü olarak çalışmaktadır.

GERÇEĞİ BİLEN BİR AŞIK

Hamit Bey, mühendislik okurken üniversiteden atılmış bir gençtir. Şimdi ise çocuklara özel ders veren bir öğretmen ve aynı zamanda rehabilitasyon merkezi için çalışan bir servis şoförüdür. Sara Hanım’a aşık olan Hamit Bey, ona bir durup etrafına (ve kendisine) bakmasını söyler. Çünkü, onun insanlara yardım için koşuşurken kendisi ve hayatı ile ilgilenmediğini düşünür. Sevgisini belli eden Hamit Bey reddedilir. Ancak reddedilişinin sebebi kendisi değildir. Sara Hanım, AIDS hastası olduğu için Hamit Bey ile evlilik ve mutlu bir gelecek hayali kuramaz. İşin ilginç tarafı, Sara Hanım hastalığını kimseye söylemese de Hamit Bey bunu bilmekte ve yine de sevgisinden vazgeçmemektedir.

AZİM VE KARARLI BİR YÖNETMEN

Tales (2014) filminin (metro sahnesi hariç) her sahnesinde karşımıza çıkan belgesel yönetmeni; kamerasını halkın sorunlarına çevirmektedir. Bu bağlamda bazı sorunlar ile karşılaşsa da film çekimini bırakmayacağını söyler. Çünkü, ne de olsa çekilen filmler çekmecede saklı kalmayacak, muhakkak birileri tarafından bir yerlerde izlenecektir.

SONUÇ OLARAK…

Masallar (2014) kamerasını halkların ortak sorunlarına yönelten, geçim sıkıntısı, işsizlik, torpil, uyuşturucu bağımlılığı gibi… türlü türlü sorunlara el atan harika bir dram filmi.

Film rehabilitasyon merkezi etrafında döndüğü için uyuşturucu bağımlılığı üzerinde biraz fazlaca durulmuş ve durumlar abartılı-aşırı olmuş ancak yine de sahne arası geçişler ile toplumun karşılaştığı çoğu diğer sorun da dile getirilmiştir ki böylece inşallah İran’daki İslami yönetim bu sorunların çözümünde daha etkili yöntemler arayışına geçsin ve bulabilsin.

KÜÇÜK BİR NOT:

“İran’daki İslam Cumhuriyeti yönetimi sinemacılara baskı yapıyor, film çekiminde sansür uyguluyor” diye iddiada bulunanlara cevap niteliğinde güzel bir film, Masallar (2014).

Sinemada özgürlüğe sahip oldunduğu söylenen ülkemizde bu filmin gösterdiği sorunların onda biri bir sinema filminde gösterilebilir mi? Hiç sanmıyorum.

Davul Bile Dengi Dengine Çalar

Ali Hazayfer’in yazıp yönettiği romantik komedi-dram filmi “Davul Dengi Dengine” İslam Cumhuriyeti’nin Meşhed kentinde çekilmiş. Film, toplumsal beklentilerin ilişkilerine ayak bağı olduğu iki farklı çiftin hikayesini anlatıyor. Başlangıçta, film, iki ayrı merkezi olan iki farklı hikayeyi anlatıyor görünse de, ilerleyen sahnelerde bu ikisi arasındaki bağlantılar ortaya çıkıyor. Ve bu bağlantıların temel konusu, filmi tatlı bir komedi olmaktan çok öteye taşıyor.

Filmin ilgi çekici yanlarından birisi de küçük sosyal sınıf farklarını sunuş biçimidir. Yani, film, üst ve alt kesimin yaşam tarzı arasındaki farkları incelemiyor; bu iki kesim arasındaki toplumsal farkları inceliyor.

Filmde üç dizi farklı olaylar gelişmekte ve filmin ilk 12 dakikası bu olay dizilerine önsöz niteliği taşımaktadır.

A- Said ve Mahbube birbirine aşık yeni evli bir çifttir. Film zaten -İmam Rıza Mescidinde [1] gerçekleşen- bu izdivaç ve nikah töreni ile açılıyor. Sonraki sahnede ise babasının çeyiz [2] hazırlayamayışı nedeniyle Mahbube’nin eli boş olarak koca evine gitmesinin üzüntüsüne şahid oluyoruz. Mahbube alışık olduğu (buzdolabı, TV, vb.) ev eşyasına sahip değildir artık. Said ise işçi pazarına giden bir alçıcı olduğu için fazla bir gelire sahip değildir; bu sebeple -mutfağı komşuları ile birlikte kullandıkları- bir apartmanda yaşamak zorundadır. Said bunu pek umursamaz görünür ve Mahbube ile birlikte olduğu için çok mutludur.

B- Kasım Maliki, mahkemeye yakın bir yerde fotokopicilik yapar. Kasım 30 yaşlarında neşeli tombul bir kişiliktir. Dul babası ile birlikte yaşar, ki o da neşeli bir kitap kurdudur ancak oğlunun evlenmek için çok geciktiğini söyleyip bundan yakınır. Kasım’ın pek çekici olmayan tipi ve eş seçiminde ince eleyip sık dokuması uygun bir eş bulmasına mani olur. Öyle ki, “keşke şu fotokopi makinesiyle bir kopyamı yapabilseydim” der kendi kendine.

C- Said’in annesi, Banu Hanım, daha yaşlı ve yalnız olan İhtişam Hanım’ın yanında temizlikçi olarak çalışır. İhtişam Hanım ona çok iyi davranıp onu kendisine arkadaş olarak görse de, Banu Hanım, sosyal statü farkından haberdardır ve ona hürmetinde kusur etmez. Daha sonra İhtişam Hanım’ın rahmetli kocasının evinde sahip olduğu az bir gelirle yaşadığını öğreniyoruz. Ama bu gerçek yine de sosyal statüyü pek etkilemez.

İlk sahnelerde iki durum ortaya çıkıyor: karısını mutlu etmek için Said’in maddi durumunu düzeltmeye çalışması ve Kasım’ın eş bulmak için verdiği uğraş. Bu iki durumda da toplumsal beklentilere cevap verme çabasına tanık oluyoruz.

Kasım’ın kız bulma yolundaki sözde yardımcısı, yengesi olan Refet’tir. Refet kaynı için uygun kişi bulmak yerine üst sınıftan zengin bir kız bulma peşindedir. Bu yüzden Refet’in ayarladığı kız isteme merasimleri hüsranla sonuçlanır. Hatta bir tanesinde talip olunan kız şizofreni hastası taklidi yapar.

Sonrasında Kasım’ı kırtasiyesinde görüyoruz, ki Reyhane şikayet formu almak için yanına gider. Reyhane, çeyizini erkek kardeşinin götürdüğünü ve bu yüzden onu hırsızlık suçundan dava edeceğini açıklar. Erkek kardeşinin ona; “Seni şimdiye kadar isteyen olmadı, bundan sonra da istemezler. (Bu çeyiz sana lazım değil.)” dediğini asık suratla anlatır.

Daha sonra öğreniyoruz ki, Reyhane’nin erkek kardeşi bize ilk sahnede tanıtılmış olan Said’dir. Said, ablası Reyhane’nin çeyizini alarak, koca evine eli boş geldiğinden yakınan Mahbube’ye vermiştir.

Her neyse, Kasım doğal olarak Reyhane’nin cazibesine kapılır. İkisi de birbirinin hile-yalan ve gösterişten uzak olan saf ve sade yaşamlarını takdir eder (Kasım, ilkokul mezunu olduğunu, yakışıklı olmadığını vs. açıkça söyler). Kasım, Reyhane’nin doğru kız olduğuna karar verir ve yengesi Refet’ten kız isteme merasimini ayarlamasını ister.

Refet -kayınpederinin iknasıyla- bu işi yapmaya razı olur ve Reyhaneleri ziyarete gider. Ancak sosyete karakterli Refet, Reyhane’nin ailesinin bulunduğu sosyal sınıfı beğenmez, hor görür. Ona göre, ne de olsa, Reyhane, annesi Banu Hanım ile eski bir mahallede küçük bir evde yaşamaktadır ve ne ev kendilerine aittir ne de eşyaları vardır ve Banu Hanım evlerde temizlikçilik yapar. Refet bu evliliği onaylamaz ve Kasım’ın daha iyi durumlu üst sınıf bir aileden kız alması gerektiğini söyler. Refet için evlilik iki kişiden çok, iki ailenin birleşmesidir ve bu iki aile aynı toplumsal sınıftan olmalıdır. Evet; “Davul Bile Dengi Dengine Çalar.” [3]

Reyhane, Refet’in kibirli tavırlarıyla ezilir ve bu yüzden muhtemelen hayal kırıklığı ile bitecek bu evliliği reddeder. Kasım reddedilince çok üzülür ve bu reddin sebebinin kendi tipi veya mesleği olduğunu düşünür. Ancak biz seyirciye şu açıktır ki, Kasım ve Reyhane tam birbirlerine göredir ancak toplumsal önyargı ve beklentiler bu birlikteliğe engel olmaktadır.

Bu sırada Banu Hanım, İhtişam Hanım’ın evini temizlemeye gider ancak yetişemediği rafları temizlemesi için oğlu Said’i de yanında götürür. Said dayalı-döşeli bu güzel eve gidince şaşırır ve vesveseye kapılarak İhtişam Hanım’ın sandığa koymuş olduğu kolyesini çalır. Eve döndüğünde kolyeyi karısı Mahbube’ye verir, kolyeyi alçı işinin ödemesi olarak aldığını söyleyerek.

Hikaye artık hüzünlü bir hâl alır. Kasım ve Reyhane ayrı ve yalnızlardır. İkisi için de farklı isteme merasimleri ayarlanır ancak hiçbirisi de sözde “dengi dengine çalan bu davullar”ı istemez.

Ve tabi ki, İhtişam Hanım çalınan kolyesinin farkına varır ve hırsızın kim olduğunu çok iyi biliyordur. Ancak film -yanlışları açığa çıkarma veya düzeltme yoluyla değil- şefkat ve merhamet tecellileri ile insanı derinden etkileyen bir çözümle sonuçlanır:

  • İhtişam Hanım nedamet içerisinde olan Said ile konuşur ve onun zaten zengin olduğunu çünkü kendisini seven bir annesinin, ablasının ve karısının olduğunu hatırlatır. Evet, asıl zenginlik budur. İhtişam Hanım, Said’i affeder ve kolyenin parasını ödemesi(?) için Said’e evde birkaç küçük iş verir. İhtişam Hanım’ın şefkat ve merhamet dolu nurunu gördüğünden Said’in gözleri yaşarır.
  • Kasım olan-biten her şeyi derinden düşünerek Reyhane’nin olumsuz cevabının incelikten dolayı olduğunu anlar ve bu ilişkiyi diriltip evlilik teklif etmek için tekrar yola koyulur.

Hikayenin sonunda yine davulun dengi dengine çaldığını görüyoruz, ancak bu denkliğin ruh-kişilik ve karakter denkliği olduğunu, toplumsal-sosyal sınıf ve maddi denklik ile alakalı olmadığını anlıyoruz. Bu filmin başarısı da bu mesajın seyirciye ulaştırmasında saklı.

Sonuç olarak; “Davul Dengi Dengine” adlı İslami İran filmi görünürde sıradan bir hafif komedi filmine benzese de bunun çok ötesinde. Ve film; ilişkiler ve sorunların halli konusunda seyirciyi ruhen uruc ettiren çok güzel felsefi mesajlar içeriyor.

 

Çaykolik Derviş

 

Dipnotlar:

[1] İmam Rıza Mescidi ve Türbesi, on iki imamın sekizincisi olan İmam Ali bin Musa Rıza’nın türbesinin etrafında kurulmuştur. Kurulu bu alanda Güherşad Camisi, bir mezarlık, bir kütüphane, Kur’an müzesi, dört havza (ilim merkezi), Razavi İslami İlimler Üniversitesi, zâirler (ziyaretçiler) için koca bir yemek alanı, sayısız namaz yeri ve ibadetgâh ve daha birçok bina vardır. İmam Rıza Mescid ve Türbesi 598,657 metrekare alanı ve 500.000 kişilik kapasitesiyle dünyanın alan olarak en büyük camisi, kapasite olarak en büyük ikinci camisidir.

[2] Ülkemizde olduğu gibi İslami İran’da da çeyiz, Gelin Hanımın ailesince hazırlanır ancak bu çeyiz sadece dikiş ve nakış ve süsleme üzerine değildir. İran’da beyaz eşya ve mutfak eşyaları vb. de bu çeyize dahildir. Erkek isterse çeyiz hakkından vazgeçebilir, tıpkı bayanın da eşinden alması gereken mihr’i isterse maddi olarak belirlememesi veya kocasına hibe etmesi gibi.

[3] “کبوتر با کبوتر، باز با باز” (Güvercin Güvercin İle, Atmaca Atmaca İle) anlamına gelen Farsça deyimden ilham alınan filmin orjinal adı “کبوتر با کبوتر” (Kebuter bâ Kebuter) (Güvercin Güvercin İle)dir. Bunun Türkçe’ye “Davul Bile Dengi Dengine Çalar” deyimi ile çevrilmesi tam yerinde olmuş.

İtibar ve Şöhret

dervişler

– Selamun aleyküm. Bir bakışıyla toprağı altına dönüştürenler, bazı vakitler bize de göz ucuyla bir nazar eder mi?

– Aleyküm selam.

– Bizi ne zaman yoğurup şekillendireceksiniz, Mirza can? Diyorum ki, eğer size zahmet olmayacaksa, bizim de şu ağzımıza, dilimize bir iğne saplasanız. Çünkü, amelimiz sözlerimizle uyuşmuyor ama insanlar bizi bir balon gibi şişiriyor.

– “Bu alemin merdiveni “ben” ve “biz” lafıdır.
Netice ise, merdivenden yere çakılıştır!”

– Maşallah.

– İnsan ne kadar yükseğe çıkarsa, yere düştüğünde sesi daha çok çıkar. Salik, rint (gönül eri) olmalı ki şöhret rüzgarına yenik düşmesin. Böylece eğer bir gün şöhret balonu patlarsa, fazla gürültü çıkarmaz.

– Doğru söyledin Mirza. Şöhretin şerri, faydasından fazladır.

– Tabi, bir faydası varsa. Her şeyin bir bedeli vardır. Güzelliğin bedeli yalnızlıktır. Servetin bedeli, hesabını vermektir. Şöhretin bedeli ise rüsvaylık, göz önünde olmaktır.

El öpmek için insanın önünde iki büklüm olan bu millet, ok yayına benzer. İnsanın önünde ne kadar çok eğilirse, ondan gelecek ok, daha zehirli ve öldürücüdür. [../..]

Bu güzel dervişler sohbetinin tamamı ve daha fazlası için “Rüsvaylık (Utanç)” filmini izleyin derim.

Öğretmen ve Öğrencilerin İzlemeleri Gereken Filmler

Özellikle İlköğretim Öğretmen ve Öğrencilerinin İzlemesi Gereken İran Filmleri

Bir ilkokul öğretmeni olarak öğrencilerimi motivasyon için -dönem baş ve sonlarında- onlara birkaç film izletiyorum. Ve hakikaten çok işe yarıyor bu. Özellikle izlettiğim filmler hayatı yansıtan İran Sinemasından olunca çocuklar bu filmlerde kendilerini ve çevrelerini buluyorlar. Ve öğreniyorlar ne yapmaları gerektiğini, başroldeki çocuklarla kendilerini özdeşleştirerek. Ve öğretmenler de daha çok farkındalık kazanıyor bu filmlerle. Bu sebeple tüm meslekdaşlarımdan bu filmleri izleyip öğrencilerine izletmelerini rica ediyorum.

İŞTE; ÖĞRETMEN VE ÖĞRECİNLERİN İZLEMESİ GEREKEN İRAN FİLMLERİ

1- HAYAT (2005)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filmin Konusu: Yıl sonu sınavlarının olduğu gün, Hayat’ın babası rahatsızlanır ve hastaneye götürülür. Annesi, bebeğini de yanında yük edip hastaneye götüremeyeceğinden, bebeğe bakma işini Hayat’a bırakır. Ama Hayat’ın çok önemli bir sınavı vardır, ne olacak dersiniz acaba?

Yorum: Hollywood sinemasının aksine dinimiz-kültürümüz ve kısacası hayatımızın içinden yansıyan İran sinemasından bir huzme daha. HAYAT adlı bu İran filmi, yaşamın ve özellikle bağnazlığın getirdiği problemlere karşı zeki bir köylü kızın, aldığı eğitim ve sahip olduğu azmi sayesinde nasıl başa çıktığını işlemekte. Özellikle şark görevi yapan öğretmenlerimiz bu filmi öğrencileri ile birlikte izlemeli. Çünkü bu filmde kendilerini bulacaklar ve ne yapmaları gerektiği hususunda daha çok bilgi edinmiş olacaklardır.

2- CENNETİN ÇOCUKLARI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filmin Konusu: Kızkardeşinin ayakkabılarını tamirciden getirirken kaybeden Ali, geçim sıkıntısı içindeki ailesini daha fazla üzmemek için kendi ayakkabısını kardeşiyle ortak kullanmaya başlar.

Yorum: Zehra’nın ayakkabılarının kaybolmasının ardından; ağabey Ali ve kızkardeş Zehra, geçim sıkıntısı içindeki ailelerini daha fazla sıkıntıya sokmamak için ağabeyin ayakkabılarını paylaşırlar. Bu zeki ve çalışkan kardeşler hem okulda hem de evde örnek davranışlar sergiliyor ve izleyenleri adeta büyülüyorlar. Ve farkında olmadan filmin içinde eriyorsunuz. Okulda çocuklarımla bu filmi izleyince, onların etkilendiklerini net bir şekilde gördüm. Öyle ki, koşu yarışında Ali’nin bitiş çizgisine yaklaştığında minikler sınıfımın heyecanlandığına ve alkışlarla tempo tutarak, hep bir ağızdan; “A-Lİ! A-Lİ! A-Lİ!” diye tezahürat yapmalarına neşeyle tanık oldum.

3- ÖRDEĞİN UÇUŞU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filmin Konusu: Yaralı bir ördeğin iyileşmesini bekleyen çocuk, ördekle bir sevgi bağı kurar ve bu bağ kendisini ve çevresini etkilemeye başlar.

Yorum: Zeki bir çocuk olan Ali yaralı bir ördek bulur ancak emanet edeceği kimse olmadığından ördeği okula yanında götürür. Liyakatli sınıf öğretmenleri, neşeli bir müdür ve çok komik bir beden eğitimi öğretmeni ile eğlenceli şekilde eğitim gören öğrencilerin huzur ve dikkati bu ördek ve çıkardığı gürültü ile dağılır. Ve Ali bu soruna bir çare bulmaya çalışır. Film izleyenleri neşelendirip eğlendirirken ayrıca yardımlaşma ve teavünü çok güzel bir şekilde aşılamaktadır. Bu sebeple öğretmen arkadaşlara sınıflarında bu filmi izletmelerini tavsiye ederim.

4- ALBÜM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filmin Konusu: Amir haylaz bir öğrencidir. Sınıfına çalışkan ve de zengin başka bir öğrenci gelir; Ferhat. Amir, Ferhat’ı kendine rakip olarak görmeye başlar. Ferhat’ın bir çok fotoğrafı ve fotoğraf makinesi vardır. Amir’in ise birkaç fotoğrafı vardır ama çevresindeki akrabalarının fotoğraflarını toplayarak kendine bir albüm oluşturmak ister. Bunu yaparken de bir çok kurnazlığa başvurur.

Yorum: Kıskançlık ve çekemezlik ile haylaz bir öğrenci olan Amir kimlik arayışına koyulur. Ve aslında şükredeceği ve övüneceği çok şeyinin olduğunun farkına varır ve bu arayış süresince kendi istidat ve kaabiliyetlerini keşfeder. “Haylaz” denilen oyuncu öğrencileri de düşünmeye ve kimlik arayışına yönelteceğinden bu filmin tüm öğrencilere izletilmesinin faydalı olacağı kanaatindeyim.

5- MERYEM İÇİN BİR ÇİÇEK

 

 

 

 

 

 

 

Filmin Konusu: Bir öğrencinin parası kaybolur ve Meryem hırsız olarak görülmeye başlanır.

Yorum: Bir sınıfta para kaybolması ve hırsızlık ithamları olursa acaba ne olur? Ne yapmamız gerekir? Biliyor muyuz?

6- NENE LALA VE ÇOCUKLARI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filmin Konusu: Sekiz çocuğu evlenip gidince yalnız kalan Nene Lala, son olarak Japonya’ya giden oğlundan da bir yıldır haber alamamaktadır. Kimsesiz ve mağdur bir halde yaşamakta, günlerini oğlundan gelecek telefonu bekleyerek geçirmektedir. Yaşlılık yalnızlıkla da birleşince, beklediği telefon daha bir vazgeçilmez olur. Oğlu komşularını arayacaktır ve onu telefona çağıracaklardır. Sonunda oğlu arar. Ama mahallede çocuklardan başka herkes bir cenazededir. Ve aranan evin kapısı da ders çalışması için evin çocuğunun üzerinden kilitlenmiştir. 1,5 saat sonra tekrar telefon gelecektir ve kapının açılarak Nene Lala’nın telefona ulaşması gerekmektedir.

Yorum: Dünyayı uzaylılar işgal etmiyor bu filmde ve filmde kahramanlardan dünyayı kurtarmaları istenmiyor. Yurtdışındaki oğlundan gelecek telefonu bekleyen ancak kapıda kalmış bir nine ve ona yardım etmek isteyen gönüllü minikler oluşturuyor bu filmin kahramanlarını. Dolayısıyla öğrencileri hayattan koparmadan onları eğlendirip öğreten bir filmdir bu. Mutlaka çocuklarla beraber izleyin.

7- ALLAH’IN BOYASI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filmin Konusu: Yaz tatili yaklaşmış, görme engelliler okulunda yatılı okuyan Muhammed’in köyüne dönme zamanı gelmiştir. Ancak Muhammed’in babasının yeniden evlenme planları vardır ve Muhammed’i bu planlara engel olarak görmektedir.

Yorum: Zeki bir görme engelli çocuğun hikayesi. Mutlaka, özellikle öğretmen ve yetişkin öğrencilerce izlenmesi gereken bir film.

Çaykolik Derviş / www.yenikaynak.com