Kategori arşivi: Zeynep Ece

Altın ve Bakır

“Çünkü aşk ilmi, hiçbir kitapta yazmaz…” Bu cümlelerle bitiyor “Altın ve Bakır” filmi. Ben de bu cümleleri, filmi en iyi özetleyen cümle olması sebebiyle, en başa almayı uygun buluyorum.

Altın ve Bakır“, Seyyid Rıza ile Zehra Sadat’ın, vefa ve aşk üzerine kurulu hikâyesini konu alıyor. Seyyid Rıza ve Zehra Sadat, sekiz yıllık evli, mutlu bir çifttir. Atıfe ile Emir Ağa adında iki küçük çocukları vardır. Seyyid Rıza, din öğrencisidir ve eğitimini tamamlamak üzere ailesini de alarak Tahran’a gelir. Bu mutlu evlilik zorluklarla sınanacak ve zafer aşkın olacaktır…

Seyyid Rıza, din eğitimine başlar. Zehra Sadat ise çocuklarla ilgileniyor, ev işlerini yapıyor ve evin maddi durumuna katkı sağlamak için evde halı dokuyordur. Son zamanlarda gözleri çift görmeye başlar ve bazen güçten düşmektedir fakat bunları önemsemez. Kendi dertleriyle kocası Seyyid Rıza’yı telaşlandırmamak için, hastalığının belirtilerini görmezden gelir.

Bir gün Zehra Sadat’ın kapı eşiğinde düşmesiyle birlikte hastane günleri başlar. Zehra’ya MS (multipl skleroz) teşhisi konulur. Seyyid Rıza iki küçük çocukla bir başına kalmıştır ve ne yapacağını bilemez haldedir. Sabah Atıfe’yi okula bıraktıktan sonra küçük oğluyla birlikte okula gider fakat dersi kapıda dinlemek zorunda kalır. Onu kucağında çocukla görenler de alaycı bakışlar atmaktadır. Böylece Rıza, bir süre okula gitmez. Tedavi masraflarını karşılayabilmek için, karısının yarım bıraktığı halıyı dokumaya devam eder. Neredeyse imkânsız denilebilecek kadar kısa bir sürede halıyı tamamlar. Bu, Seyyid Rıza’nın, sekiz yıl boyunca ondan ilgisini, sevgisini, şefkatini eksik etmeyen karısı için gösterdiği ufak bir vefadır yalnızca. Çocuklara bakmak, evin temizliği ve yemeği, hatta “yapmam” dediği şeyleri bile yapar Rıza… Çocuklarla ip atlar, oyunlar oynar, onlara hem anne hem de baba olur.

Birkaç gün sonra Zehra Sadat taburcu olur ve tekerlekli sandalye ile evine gelir. Seyyid Rıza, eşinin mutlu olması için ona hediyeler alıyor ve hastalığından asla şikayet etmiyordur. Fakat Zehra, evin bütün işlerinin kocasının omuzlarında olmasını içine sindiremez. Bu sebeple tartışırlar ve ilk kez birbirlerine bağırırlar. Fakat birbirini seven bu çift, özür dilemeyi ve affetmeyi de bilir.

Kapı komşuları olan ve büyükannesiyle birlikte yaşayan Down sendromlu Ayda da filme oldukça renk katmış. Zehra’nın iyileşmesi için dualar eden Ayda, çocukların bakımında da bazen Rıza’ya yardım ediyor. Ayrıca Ayda’nın teypten dinlediği Türkçe şarkılar da filme kendinizi daha yakın hissetmenizi sağlayabilir 🙂

Altın ve Bakır“, sağlıkta olduğu kadar hastalıkta da nasıl aile olunacağını izleyicilerin içine işliyor. Vefa kavramının içini kesinlikle dolduran bu filmden birçok hayat dersi çıkarabilirsiniz. Sağlığınız yerindeyken sevdiklerinize onları sevdiğinizi söylemek, bu hayat derslerinden yalnızca bir tanesi… Gerisini filmi izleyerek öğrenebilirsiniz.

Zeynep Ece

Sibğatullah

Allah’ın Boyası“, gözümüzle göremediklerimizi kalp gözüyle görebileceğimiz harika bir film. Fakat kalp gözüyle görmek için, saf ve temiz bir kalbe sahip olmamız gerekiyor.

Muhammed, görme engelli bir çocuktur. Bu nedenle ailesinden uzakta, şehir merkezindeki körler okulunda eğitim görmektedir. Okulların 3 aylık yaz tatiline girmesiyle birlikte Muhammed’in de evine gitme vakti gelir. Ne var ki, babası Muhammed’i kör olduğu için istememektedir. Oğlunu 3 ay boyunca okulda tutmaları için hocalarıyla konuşur fakat ikna edemeyince mecburen çocuğuyla birlikte köye gelir. Muhammed’in diğer çocuklardan hiçbir farkı yoktur aslında, ancak babası onun gözleri görmeyen ve bakıma muhtaç bir yük olduğuna kendini inandırmıştır.

Annesi 5 yıl önce ölen Muhammed, köyde ninesi ve 2 kız kardeşiyle birlikte keyifli vakit geçirmeye başlar. Kırlarda çiçeklerin arasında çok mutludur, hatta köy okulu öğretmeninin kabul etmesiyle birlikte, diğer çocuklar gibi okula bile gitmiştir bir günlüğüne. Çok özel bir çocuk olan Muhammed, göremese de kalbiyle görür, kalbiyle duyar her şeyi. Doğada kuşların sesini duymakla kalmaz, onların dilini anlar. Kuşların alfabesini çözmüştür adeta. Babası ise başka bir kadınla evlenme planları yapmakta ve engel olarak gördüğü oğlundan kurtulmanın yollarını aramaktadır. Bilmez ki, asıl engel kalbin kör olması ve güzellikleri görememesidir..

Bir başka köyde kör bir marangoz olduğu haberini alan baba Ramazani, Muhammed’i zorla buraya götürür ve orada bırakır. Muhammed, kimsenin onu sevmediğine emindir artık. Küçük kalbi kırılmıştır, kaderine isyan eder fakat yapabileceği bir şey yoktur. Mecburen orada kalmaya ve marangozluk zanaatini öğrenmeye başlar.

Babasının Muhammed’i götürmesi üzerine ninesi evi terk etmek ister. Oğlunun yalvarması sonucu eve döner fakat fazla ömrü kalmadığını biliyordur. Birkaç gün içinde Allah’ın rahmetine kavuşur. Annesinin ölümünden sonra yıkılan Ramazani, evlilik teklifinin reddedilmesiyle birlikte oğlunu tekrar yanına almaya karar verir. Ancak Allah, sevdiği kulunu yanına erken alacaktır…

Babası önde, Muhammed at üstünde arkada giderken, üzerinden geçtikleri köprü kırılır ve Muhammed dereye düşer. Akıntıya kapılan oğlunun arkasından bir süre bakan babası, kurtarmak için peşinden koşsa da başarılı olamaz.

Muhammed’in yüzüne Cennet’in ışığı vurur ve kuşlar öter. Muhammed için sonsuz sevginin kapıları açılmıştır artık…

Zeynep Ece

Resim Havuzu

Resim Havuzu“, aile her şeyin üstündedir temasını çok iyi işleyen bir dram filmi. Ailelerimizi biz seçemiyoruz fakat şüphesiz ki aile, bu hayattaki en değerli hazinedir.

Meryem ve Rıza, her aile gibi çocuklarını çok seven, onun için her şeyi yapabilecek ebeveynlerdir. Diğer ailelerden farkları ise, Meryem ve Rıza’da zeka seviyelerinin düşük olmasıdır. Peki, bu durum gerçekten düşünüldüğü kadar kötü müdür? Filmde, ilkokul öğrencisi Süheyl’in, küçük yaşında, bu farklılıklardan dolayı kendisiyle yaşadığı hesaplaşma anlatılıyor.

Meryem ve Rıza, hastanede birbirlerini ilk gördükleri anda aşık olurlar ve evlenirler. Bu evlilikten Süheyl ismini verdikleri bir çocukları olur. Süheyl, anne ve babasıyla tıpkı arkadaşlarıymış gibi oyunlar oynamayı, film izlemeyi ve şakalar yaparak eğlenmeyi sevmektedir. Meryem her gün aynı yemeği farklı şekillerde yapar. Başka bir yemek yapmayı öğrenmek onun için oldukça güçtür çünkü… Süheyl’in matematik ödevlerini, çalıştıkları fabrikanın mühendisine yaptırırlar. Süheyl için bunlar ufak şeylerdir fakat içinde biriktirmiştir. Neden normal bir anne babası olmadığını düşünmeden edemez.

Evde oldukça iyi vakit geçiren bu çekirdek ailenin dramı, Süheyl’in okul müdiresi Merziye Hanım’ın, Süheyl’in annesini okula çağırmasıyla başlar. Süheyl annesinden utanır ve onun okula gelmesini istemez. Meryem okula gitmesine kızan Süheyl’i akşam lunaparka götürür. Fakat Meryem oradaki dev oyuncaklardan korktuğu için hiçbirine binmeden apar topar eve dönerler. Bu olaydan sonra annesinin resim defterini yırtan Süheyl, artık utanmayacağı, normal bir anne baba istediğini söyler. Okuldan sonra müdirenin evine giden Süheyl, onun oğlu olmak istediğini söyler…

Müdire Hanım bu durumun geçici olduğunu bildiği için Süheyl’in evde kalmasına izin verir. Meryem ile Rıza bu duruma çok üzülürler. Meryem, oğluna pizza yapamadığı için gittiğine emindir. Süheyl için pizza yapmaya karar verir. Tüm pizza malzemelerini tek tek yerleştirecek kadar saf bir kalbe sahiptir. Pizzası yandığında da Süheyl’in dönmeyeceğini düşünür.

Süheyl ise anne babasını merak etmektedir. Evin çocuğu olmasına rağmen, Meryem ve Rıza, Süheyl’in çocuğudur sanki. Eve tek başına gidip gidemediklerini, kendisi olmadan başlarının çaresine bakıp bakamayacaklarını merak etmeden duramaz. Bir gün, annesinin yapabildiği tek yemeğin müdire hanımın yemeklerinden daha güzel olduğunu söyler. Süheyl, ailenin değerini anlamış ve evine dönmeye karar vermiştir. Çekirdek ailenin mutluluğu kaldığı yerden devam eder…

İzlerken gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız sahneler için sizi şimdiden uyaralım. Filmin konusunun yanı sıra, oyuncular da oldukça iyi performans sergilemiş. Peçetelerinizi hazırlayın ve bu harika aile filmini, ailenizle birlikte izleyin.

Zeynep Ece

Allah Yakındır

Senaryosunu ve yönetmenliğini Ali Veziriyan’ın üstlendiği “Allah Yakındır” filmi, dünyevi aşktan ilahî aşka geçişin en güzel örneklerinden.

Çevresi tarafından akıl sağlığı yerinde olmadığı düşünülen ve “deli” olarak bilinen Rıza’nın, köye öğretmen olarak gelen Leyla’ya olan aşkı ve akabinde manevi aşkı bulma yolculuğunda yaşadıkları anlatılıyor.

Rıza, aslında fazla saf ve iyi niyetli bir gençtir. Abisi Yunus öldükten sonra annesiyle birlikte yaşayan Rıza, motosikletle insan taşımacılığı yapmaktadır. Köyün okul yolu bozuk olduğu için oraya araba gidememektedir. Böylece, köy okuluna öğretmen olarak gelen Leyla’yı da okula Rıza götürüp getirmeye başlar. Aralarında dile gelmeyen bir yakınlaşma başlar fakat işler Rıza’nın istediği gibi gitmez. Leyla’sı, uğruna yemeyi içmeyi kestiği aşkı, başka bir adamla evlenir.

Bu evliliğe engel olamayan Rıza, iyice derbeder olur. Adeta hayat amacını ve yaşama sevincini kaybeder. Rıza’nın içindeki aşk yavaş yavaş Allah aşkına dönüşecektir…

Aradan geçen yıllar her şeyi değiştirmiştir. Bir tek şey dışında; Rıza Leyla’yı aramaya devam etmektedir. Fakat aradığı başka bir Leyla’dır artık… Bu sırada oğlunun durumuna üzülen annesi, iyileşmesi için oğlunu türbeye getirir. Burada iki ruh da huzura kavuşacak ve Rıza, bambaşka bir insan olarak o türbeden çıkacaktır.

Motosiklet taşımacılığını bırakan ve türbede Seyyid Yahya ile birlikte her geçen gün Allah aşkına yaklaşan Rıza, artık her istediğinde yanında olabilecek, her daim onu dinleyecek ve en önemlisi onu terk etmeyecek olan maşuku arama yolculuğundadır. Bir gün, gördüğü bir rüya üzerine türbeye gelen öğretmen Leyla ile Rıza karşılaşırlar. Leyla, ona yaşadığı mecburiyetleri ve başından geçen hikâyeyi anlatır. Hayatın getirdiği tüm o zorluklardan sonra, Rıza hangi aşkın yolundan gidecektir?

Filmin, Leyla ile Mecnun’un bir uyarlaması olduğunu söylemek yanlış olmaz. Rıza artık Mecnun’dur. Tıpkı Leyla’sına kavuşamayan Mecnun gibi, tüm maddi varlıklarla ilişkisini kesmiş ve Allah aşkına ulaşmıştır. Kavuşamadığı aşkına da böylece kavuşmuştur aslında.

İnce mesajların da yer aldığı filmde, olayların yavaş seyri, izleyiciyi hikâyenin içine alıyor. Leyla ile Mecnun efsanesine de ufak dokunuşlar yapılan filmin sonu ise, yoruma açık bırakılmış. Aşkı hiçbir yerde değil, yalnızca içimizde aramamız gerektiğini anlatan bu film, mutlaka izlenmeli.

Zeynep Ece